Salı, 7 Ekim 2008 (17 yıl 7 ay önce)
Almanya'nın Köln ve Bonn kentinden bir grup genç olarak 3-5 Ekim tarihleri arasında bir kamp gerçekleştirdik. Kampımız parçalanmış kişiliklere, bireyciliğe ve geleceksizliğe karşı bir duruş içeriyordu. Bu, ilmek ilmek dokuyacağımız Alternatif Gençlik çalışmasının ilk adımlarından biriydi…
Kampımızın ilk günlerinde herkeste bir şaşkınlık ve yolculuğun yorgunluğu vardı üzerimizde. Birçoğumuz ailelerimizden, klasik yaşam tarzından ve çeşitli sorunlardan uzak 3 gün 2 geceyi nasıl geçireceğimizi sabırsızlık ve biraz da merakla bekliyorduk. Çünkü Kampa katılanlarımızın önemli bir kısmı ilk kez böylesi paylaşımcı bir ortama giriyordu.
Uzaydan inmiş gibi...
İlk günün yoruculuğuyla birlikte çoğumuzun aklından biraz uyumak geçiyordu, sonra bir heyecanla çevre keşfine çıkmayı kararlaştırdık. Hava muhalefeti vardı ama bu çevreyi keşfetmemize engel değildi. Çevre gezisinde bir ormanda yürürken Wuppertal'i tepeden görme şansını yakalamıştık ve bir arkadaşımız bize kamp yerinin özelliklerini ve tarihini anlatıyordu. Bu anlatımda Wuppertal'in 1929 yılında 5 şehrin birleşmesinden oluştuğunu ve dağlık bir arazi üzerine kurulu olduğunu öğrenmiş olduk.
Ormanlık alanda olmanın getirdiği etkiyle çığlıklar, halaylar, türküler, skeçler birbirine renk katıyor, neşemizi arttırıyordu. Bir arkadaşımız
"Uzaydan dünyaya inmiş gibiyim" diye tanımlıyordu bu durumu. Yaşam içerisindeki yabancılaşmadan sıyrılıp, insana dair şeylerin yaşandığı bir zeminden ses veriyordu...
Akşam yemeğinden sonra, kısa bir dinlenmenin ardından 8. Uluslararası Kadın Buluşması'ndan kampımıza
"misafir" olan arkadaşlarla birlikte bir sohbete daldık. Bu sohbet içerisinden bir kuşağın profili yansıyor, geleceğe yürüyüşün rengi boy veriyordu.
İkinci gün kaldığımız yerin tarihini daha yakından tanıyabilmek için müze gezisine çıktık. Yolculuk yaptığımız araç Wuppertal'i bir uçtan diğer uca kesen nehir üzerine kurulu asma metro hattıydı. Bu araç Eugen Langen tarafından 20. yüzyılın başlarında (1898-1901) yapılmış ve Avrupa'nın ilk asma metro (Schwebebahn) olma özelliğini taşıyordu.
Engels ile tanıştık
Soluğumuzu Friedrich Engels'in doğduğu evin bitişiğinde olan sanayinin gelişimini anlatan müzede (Museum für Frühindüstrialisierung) aldık. Sanki bir tarih yolculuğuna çıkmıştık. İlk buhar makinelerinden, yün ağartma araçlarına, kurdele üretimi, keten ve ipek dokumacılığından, dantel yapımına sanayinin ilk biçimlerinin nasıl varolduğunu, aşama aşama nasıl geliştiğini görmüş olduk.
Kapitalizmin bu ilk yıllarında dokuma sanayinde çocuk işçiliğinin yaygınlığını öğrendik. Çalışma koşullarıyla birlikte bunu görüp duyunca hepimiz ürperdik. Çünkü, çocuk işçiler günlük yaşamlarında sabahın saat 05.00'inde iş alıp akşam saat 19.00'a kadar çalışıp, işten çıktıktan sonra da 19.30-21.30 arası okula gidiyorlarmış ve geriye kalan saatler onların uyuma ve dinlenmesini sağlıyormuş.

Yaşadığımız bu şoktan sonra heyecanla beklediğimiz Engels'in doğup büyüdüğü eve geçtik. Müze haline getirilmiş ev iki katlıydı. Engels’in koşup oynadığı bu evde dolaşırken onun yaşamına dair izlere ulaşıyor, onun miras bıraktığı düşünceyle buluşmanın hazzını yaşıyorduk.
Sonra dünyanın birçok yerinden bitkilerin olduğu Botanik bahçesini gezdik, insanı büyüleyen o güzel bitkiler arasında olmanın hazzını yaşadık. Günü şehir turuyla tamamlamıştık.
Alışık olmadığımız yoğun, doğal olarak da yorucu bir gün geçirmiştik. Ama enerjimiz tükenmemişti. Akşam yemeğinden sonra aramıza yeni katılan arkadaşlarla birlikte güzel bir akşam geçirdik. Dolu dolu yaşadığımız bu akşamı müzik, şiir, sessiz sinema, halay ve sohbetlerle tamamlamıştık.
Geliyoruz...
Sabah kahvaltısından sonra toplu resim yaptık. Boş bez üzerinde her kes kendisini istediği gibi çizgilerle ifade ediyordu. Kampımızın sonuna gelmiştik keşke birkaç gün daha zamanımız olsaydı, daha fazla bir arada olabilseydik yakarışı vardı hepimizde…
Daha fazla bir arada olacak, daha çeşitli ve kalabalık genç yürekleri biraraya getireceğiz. Bölgeden ayrılmadan önce kamp değerlendirmesi ile birlikte bunun araç ve biçimleri üzerine sohbet ettik. Yeni buluşmaların heyecanını taşıyarak ayrıldık kamptan. Bekleyin Alternatif Gençlik geliyor, geliyoruz...