Bolu'dan liseli bir okurumuz, ilindeki bir meslek lisesinde yaşanan olayı irdeliyor:
Ajanslar dün (7 Ekim) şu haberi geçti:
Lisede 1,5 saatlik bıçaklı dehşet
Bolu Mimar İzzet Baysal Endüstri Meslek Lisesi öğrencisi 17 yaşındaki U.S., dün sabah okula geldikten sonra bilinmeyen bir nedenle öğretmenleri ile tartışarak evine gitti. Evinde içki içen U.S. babası ile de tartıştıktan sonra evin camlarını kırdı.
Evden aldığı iki bıçakla okula giden U.S., saat 15.30′da sınıfına girerek, o sırada ders veren bilgisayar öğretmeni Selda Tutulmaz ve sınıf arkadaşlarını rehin aldı. U.S., öğretmeni ve arkadaşlarını tehdit ettikten sonra koşarak okuldan kaçtı.
Okulda büyük korku yaşayan öğretmen ve öğrenciler her şeyin sona erdiğini düşündükleri sırada, U.S. elindeki bıçaklarla yeniden okula döndü ve giriş katında bulunan bir odaya girerek, elindeki bıçaklarla kendine zarar vereceğini söyleyerek çevresindekilere tehditlerde bulundu.
Üzerindeki gömleğini çıkaran ve sigara içen U.S., kendisine müdahale etmek isteyen öğretmenleri yanına yaklaştırmadı.
Okula çağrılan polis, odaya girerek U.S.’yi ikna etmeye çalışırken, son derslerini gören okuldaki tüm öğrenciler dışarı çıkarıldı. Polisler, saat 17.00′da, bir anlık dalgınlığından yararlandığı U.S.’nin üzerine çullanarak, elindeki bıçakları aldı.
U.S. okuldan çıkarılırken, babasına, "Sakın ağlama baba" diye bağırdı. Babası ise oğlunun son dönemlerde bunalımda olduğunu söyleyerek, "Nedenini bilmiyorum. Çok üzgünüm" dedi.
TÜSİAD: Yükseköğretime girişte, gençlerimizin mezun oldukları alan/bölüm ve kol farkı gözönüne alınmaya devam edilmelidir.
Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD), kamuoyunda tartışılmakta olan ve yükseköğretime girişi düzenlemeyi amaçlayan yasa tasarısı ile ilgili bir açıklama yaptı. Açıklamada şu görüşlere yer verildi:
Yükseköğretime girişte öğrencilerin mezun oldukları alan/bölüm ve kol farkının gözetilmemesi amacıyla hazırlanan kanun tasarısı, aceleye getirilmeden ve eğitimin diğer kademeleri ile bütüncül bir yaklaşımla ele alınarak değerlendirilmelidir.
Tasarı, mesleki ve teknik eğitim sistemimizdeki sorunlarla yakından ilişkilidir. Hızlı bir sanayileşme çabasında olan günümüz Türkiye'sinde, mesleki ve teknik eğitim sisteminin, sanayi ve hizmet sektörlerinin ihtiyaç duyduğu yüksek nitelikli ara kademe insan gücü yetiştirerek uluslararası rekabet gücümüzü artırma ve ekonomik kalkınmayı hızlandırma görevlerini daha etkin ve verimli bir şekilde yerine getirmesi beklenmektedir.
Mesleki ve teknik eğitim sisteminin bu işlevini gerektiği gibi yerine getirememesinden dolayı, üniversite eğitimi meslek edinme için tek alternatif şeklinde algılanmaktadır. Bu da gençlerin üniversite kapılarında birikmesine sebep olmaktadır. Ayrıca, maliyeti genel lise eğitiminden daha fazla olan mesleki ve teknik okullardan mezun olanların, kendi alanlarından farklı bir alanda yüksek öğrenim görmeleri çok ciddi bir kaynak israfına yol açmaktadır.
Meslek liselerinin kalitesinin iyileştirildiği ve meslek lisesi - istihdam ilişkisinin kurularak mezunların iş hayatına atılmalarının desteklendiği, yüksek öğretime devam etmek isteyenlerin ise mezun oldukları alanda devam etmelerini yönlendiren bir sistem oluşturulmalıdır.
Bu çerçevede ele alındığında, meslek liseleri olarak tasarlanmış, ancak zamanla uygulamada bu özelliğini kaybetmiş olan İmam-Hatip Liseleri'nin de, meslek lisesi statüsüne uygun bir yapıya kavuşturulması, imam ve hatip ihtiyacını karşılamaya yetecek sayıda İmam-Hatip Lisesi'nin eğitime devam etmesi ve bu liselerden mezun olanların arzu ettikleri takdirde kendi alanlarında yüksek öğrenime devam etmeleri sağlanmalıdır. Geriye kalan İmam-Hatip Liseleri'nin, meslek lisesi statüsü kaldırılmalı ve gerekli tedrisat ve müfredat uyumu yapılarak bu meslek liseleri normal lise statüsüne dönüştürülmelidir.
Hükümetin, YÖK yasa tasarısını, kamuoyundan gelen istekler doğrultusunda, Üniversitelerarası Kurul ile bir diyalog içerisinde ele alma yoluna gitmesi memnuniyet verici olmuştur. Yükseköğretime girişte esas alınacak hususları düzenleyen kanun tasarısının da aceleye getirilmemesi ve eğitim-öğretim kurumları, sivil toplum kuruluşları, öğrenciler ve ilgili tüm kesimlerce kamuoyunda tartışılmasına fırsat verilerek toplumsal uzlaşma kanallarının açık tutulması gereklidir.