Pazartesi, 20 Ekim 2008 (17 yıl 7 ay önce)
Devrimci sendikal anlayıştaki Genç-Sen’liler olarak sendikamıza açılan kapatma davasına karşı nasıl bir mücadele vermemize dönük örnek oluşturabileceğini düşündüğümüz Eğitim-Sen Muğla Şubesi üyesi bir eğitim emekçisiyle söyleşi gerçekleştirdik.
Alanları örgütleyin
Mahkeme salonundaki mücadelenizi bırakın demiyorum çocuklar ama, hepimiz biliyoruz ki asıl mücadele alanlarda veriliyor, fiili meşru mücadele zemininden ne olursa olsun kopmayın. Onun için alanları örgütleyin... Merhaba hocam.
Merhaba çocuklar.
Hocam öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz?
Çocuklar ben 14 yıllık öğretmenim ve Eğitim-Sen kurulduğundan beri sendikamızın birebir içerisindeyim. Biz emekçi memurların verdiği fiili, meşru mücadele temelinde bugün hala Eğitim-Sen ile beraber sınıf mücadelesinin de bir parçasıyım.
Sendikamız Genç-Sen'e yaklaşık 6 ay önce bir kapatma davası açıldı, duruşmaları hala sürüyor. Eğitim-Sen de benzer süreçlerden geçti, bu süreçleri biraz aktarabilir misiniz bize?
Tabi. Önce 95 yılında Eğit-Sen ve Eğitim-İş birleşme kararı alarak bugünkü sendikamız Eğitim-Sen’i oluşturdular. Daha önce var olan iki sendikanın birleşmesinden doğan Eğitim-Sen programı ve toplumsal süreçlere müdahalesi ile kapitalistleri rahatsız etmeye başladı. Eğitim-Sen’in yönelimleri kapitalistlere korku veriyordu ve zor kullanmak tarihin her safhasında olduğu gibi onlar için yine çok zor olmadı. 95 haziranında alınan
"Kızılay’ı Özgürleştirme Eylemi" kararı ve bu kararın militan bir biçimde gerçekleştirilmesi hemen arkasından 1996 martında kapitalistlerin mahkemelerini kullanarak Eğitim-Sen’e açtığı ilk kapatma davasını getirdi.
Hocam bize biraz kapatma davası sürecinden bahseder misiniz?
Eğitim-Sen çok dinamik bir yapıya sahipti ve sokakta sözünü söyleyen bir sendika imajı çiziyordu ki öyle de oluyordu. Kapatma davasının açıldığı öğrenilir öğrenilmez Eğitim-Sen faşizmin bu saldırısına karşı sözünü yine sokakta söyleyecekti ve alanlara çıkma kararı aldı. Fakat o sürecin şöyle farklı yönü vardı. Ortaya konulan eylem biçimleri geri adım değil mevziiyi koruma ve hatta mücadeleyi tamda bu sürecin içinden geliştirmeye yönelikti. Kapatma davasına karşı 1996 martında 5 koldan Ankara’ya gelindi. Ankara uzun süredir böyle bir havayı solumamıştı ama emekçi memurlar Ankara’ya mücadele havasını solutmakta ve faşizmin saldırılarını püskürtmekte kararlıydı. Emekçi memurlar Ankara’da sendikalarını vermemek için faşizmin kolluk güçleriyle ölümü göze alarak çarpışmaya hazırdılar. Nitekim öyle de oldu, sert çatışmalar yaşandı. Ağır yaralanan arkadaşlarımız oldu ama hiç birimiz hiçbir zaman yılmadık. Eğitim-Sen bizim sendikamızdı, bizim örgütümüzdü ve her ne koşulda olursa olsun mahkeme salonlarında mücadelemizi verirken sokağın dilinden konuşmayı da hiçbir zaman boş bırakmadık.
Sürecin devamı nasıl gelişti hocam?
Aynı yıl 96 nisanında iş bırakmaya gittik ama sokağın dili hiç susmadı. Merkezileşmese de alanlarda irili ufaklı eylemler oluyordu ve çoğunda devlet tacizi sürüyordu. Eğitim-Sen sokaktan konuşurken faşizmde boş durmuyor şubelerimiz, temsilciliklerimiz basılıyor ve üyelerimiz gözaltına alınıyordu. Yıl 1998 geldiğindeyse emekçi memurlar tarihe geçen bir direnişe imza attılar:
"Kızılay direnişi".
İstanbul'da 19 Ekim günü gerçekleştirilen mitingde gazetenin tanıtım ve satışı yapıldı. Eğitim-Sen’in kapatma davasını geri püskürtmesindeki en büyük etki sizce neydi?
Tabii ki konuşmalarımın çoğunda söylediğim sokak. Kapitalizm zaten bizim sokağa çıkmamızdan korkuyordu, kapitalizm Eğitim-Sen’in bünyesinde varolan sokak ruhundan korkuyordu ve onun için saldırıyordu. Eğitim-Sen tam da onun korktuğu noktadan cevap verdi faşizme. Yine sokaktan. Eğitim-Sen fiili, meşru mücadele yürüttü. Kapatma davasını mahkeme salonlarına sıkıştırmadı ve anladığı dilden konuştu kapitalistlerle. Alanların bizim olduğunu ve sokakları özgürleştirmek gerektiğini hiçbir zaman unutmamalıyız, eğer bizler sokaktan uzaklaşırsak kapitalizmin saldırılarına karşı direnemeyiz. Onun için ki kapatma davaları da benzer sürecin işletilmesi gereken saldırıların bir parçasıdır. Alanların diliyle konuşmazsak zaten o davaları kaybetmişiz demektir, kaybederiz de.
Genç-Sen’e açılan kapatma davasına ilişkin bize söyleyecekleriniz nedir?
Sizin sendikanızda bugün benzer bir sürecin, benzer bir saldırının içinden geçiyor. Çocuklar mahkeme salonlarındaki mücadelenizi bırakın demiyorum ama hepimiz biliyoruz ki asıl mücadele alanlarda veriliyor, fiili meşru mücadele zemininden ne olursa olsun kopmayın. Onun için alanları örgütleyin, Eğitim-Sen’in bir zamanlar yaptığı gibi onlarla anladıkları dilden konuşun yoksa bu dava kaybedilecektir.
Hocam bizimle bu sohbeti gerçekleştirdiğiniz için size çok teşekkür ederiz.
- Ben teşekkür ederim çocuklar. Ekleyeceğim bir şey daha var. Mücadelenizde hiçbir zaman yalnız değilsiniz. Bizler sözde değil özde bir biçimde her zaman sizlerle omuz omuza yürüyeceğiz. Vermiş olduğunuz sendika mücadelesinde kazanacağınız inancıyla sizlere başarılar diliyorum.
Kriz sistemi köşeye sıkıştırıyor...
Üniversiteler İSYANIN adresi olmalı!

Göstere göstere
"geliyorum" diyen, zaten kapitalizmin doğası itibariyle de
"gelmese" şaşılacak olan KRİZ sonunda patladı. Şimdi televizyonlar, sabahtan akşama yayınlanan ekonomi haberleri, bakkallar, manavlar,
"sokaktaki adam"... herkes krizi konuşuyor. Kırk yıllık ezeli düşmanı patronlar sınıfı
"Marx haklı" diyor. Kriz safları bıçak gibi ayırıyor, kriz
"görünmeyeni" görünür hale getiriyor. Artık şüpheye yer yok: Bu kapitalizm hepimizi yok oluşa sürüklüyor!
Krizlerin faturaları hep emekçilere ödetilir önüne geçilmezse. Bu 2000'de de böyle oldu öncesinde de. Bu defaki kriz çok büyük. Faturası da öyle!
Bu kez biz ödemeyeceğiz! Bu krizi kim yarattıysa ona ödeteceğiz. Krizle berraklaşan bu tabloda tek seçeneğimizi daha net görüyoruz: Bu lanet sistemin artık sonu gelmeli! İsyan etme ve onu çöpe gönderme zamanı. Evlerimizi, sokaklarımızı, fabrikalarımızı, üniversitelerimizi isyanın adresi yapma zamanı!..