6 Kasım'da alanlara

Devrimci Proleter Gençlik bildirisi: Artık kendi sözünü söyle... 6 Kasım'da Alanlara!

GENÇLİK
Salı, 4 Kasım 2008 (17 yıl 7 ay önce)

Koş koş… Durma koşmaya devam et!

Otobüse bin, otobüsten in. Otobüse zam gelmiş. Boşver zammı şimdi, sana mı kalmış…
Koş okula geç kaldın. Kapıda dur kimliğini göster, çantanı arat. Bu güvenlik de ne sinir! Nene lazım, aman bulaşma ters baktığını anladı galiba.
Koş koş bir çay iç de derse gir. Bak kantinde arkadaşların, herkes ders muhabbeti yapıyor. Günlerimiz birlikte geçiyor, başka paylaşacak şey yok mu? Ya ne olacak ki başka boşversene, tarih notları var mıydı sende?
Ders başladı geç kalma. Yaz yaz geç bir şey sorsan kızar, bu hoca da hep böyle. YÖK’ün profesörlerindenmiş. Aman neyse ne, iyi geçinmeye bak.
Öğle arası koş koş yemekhaneye. Bu ne biçim yemek yine ya! Bu paraya yediğimize bak, neyse aç kalmaktansa…
Koş derse, koş tenefüse, koş derse… Bugün de bitti git eve. Çıkışta sesler geliyor, gösteri mi var? Yine ne bağırıyorlar: "YÖK"… "Polis"… "Medya"… E medya doğruları söyler, polis bizim güvenliğimiz için okulda, YÖK de zaten kalkar yakında; neyse bunların derdi?! "Kurtuluş Yok Tek Başına!.." Sana mı bakıyorlar ne? Neyse sen gider…
Koş bir gazete al otobüse yetiş. Gazetede kapkara puntolar gözüne gözüne girdi resmen: vatan, bayrak, genelkurmay, Kürtler, sınır ötesi, terör, vurun vurun VURUN! Tabii ya gazete doğru diyor… Sınıfta yanında oturan Kürde daha dikkatli bak bundan sonra.
Koş koş, bakkala uğra. Bir ekmek iki yumurta. Yine zam yine zam. Bakkalcı diyor "Kriz var abi n’apalım, herşey ateş pahası". Eh kemerler sıkılacak artık ne yaparsın…
Eve geldin. Derse bak biraz. Ev arkadaşın da mezun oldu ama işsiz, sen belki bulursun ama daha çok çalışmalı, daha daha… Geç oldu koş yatmaya.
Sabah lanet saat yine çalıyor. Yine başlıyoruz… Koş koş koş!

Dur bakalım biraz. Şu ünlü Kızılderili öyküsünü hatırladın mı? "Çok hızlı koşuyoruz, ruhumuz geride kaldı" demişti Kızılderili. Sen de bir dön bak bakalım; önemli bir şeyler unutmuş olmayasın?

Bu hikayede BİZ yokuz!


Evet az önceki hikayenin bir sürü eksiği olabilir ama aslında oradaki en büyük eksik biziz. Önümüze konanı yaşıyoruz, gündelik hayatın hayhuyu içinde koşturup duran kendince bir şeyler yapmaya çalışan birileri var ama aslında gerçekte biz yokuz.

Her günümüz bir sürü rezillikle karşılaşmakla geçiyor. Paralı eğitimi iliklerimize kadar yaşıyoruz yalan mı? Harçlar, yemek, yurt, sağlık, ulaşım, kitap, ders notu, öğrenci belgesi; adım atsak para. Hem soyuluyoruz hem sömürülüyoruz. "Etinden, sütünden, yününden" hesabı dönüyor resmen üzerimizden. Ödev diye yaptığımız projeler şirketlere satılıyor, ders diye girdiğimiz stajlarda bedava işgücü oluyoruz. Part time işlerde çalışıyor, bir otoyol çalışmasında ya da bir inşaatta iş kazasında ölebiliyoruz.

Devrimci Proleter Gençlik DPGFarkındayız değil mi mezun olan arkadaşlarımızın iş bulamadığının? Ardı ardına intiharlar yaşanıyor, yıllarca kariyer sitelerinde bir umutla iş arayan binlerce mezun var. Bizim de büyük çoğunluğumuz aynı durumu yaşayacak, diplomalı işsiz diyecekler adımıza biliyoruz değil mi?

27 yıl önce 12 Eylül cuntası, tüm toplumun üstüne demir bir kafes geçiren o darbeciler üniversiteler için de bir "icraatta" bulunuyor, adı YÖK. Onu çok iyi tanıyoruz aslında; üniversitelerden sürülen binlerce akademisyenin, şirketlerin üçer beşer üniversiteye girişinin, öğrenci örgütlülüklerinin dağıtılmasının, "siyanürle altın aramak sağlıklıdır" minvalinde pek bilimsel(!) açıklamaların altında hep onun imzası var. Son yıllarda YÖK kalksın diyor sermayenin sözcüsü TÜSİAD, ama yine kendi önünü açmak için. Paralı eğitim, şirketlere endeksli müfredatlar, çıkınca bizleri bekleyen diplomalı işsizlik yerli yerinde duruyor; YÖK sadece görevini tamamlayıp çekilmiş oluyor.

Genelkurmay "Katli vaciptir, vurun Kürtlere" buyuruyor, postallı köşe yazarları kan kokulu yazılar yazıyor, satırlı silahlı faşist sürülerinin "asarız, basarız, keseriz" ulumaları kaplıyor her yanı. Ondan sonra gelsin linçler, gelsin saldırılar. Bunca yıldır yaktıkları köylerin, işkence ettikleri milyonlarca insanın, dilini yasakladığı "benim gibi ol ya da öl" dedikleri Kürt halkının lafı yok tabii ki dillerinde. Pisliklerinin üzerini bizimle örtmeye çalışıyorlar, bayrağı kapıp peşlerine takılmamızı kan kokan sloganlarını tekrar etmemizi istiyorlar. Yan sıramızda oturan aynı derdi paylaştığımız arkadaşımıza düşman diye bakmak… Bizi neye sürüklemeye çalışıyorlar farkında mıyız?

Ve son günler… Dünya "küresel mali krizle" çalkalanıyor. Daha açıkçasını biz söyleyelim: kapitalizm bir kez daha yapısal kriziyle sarsılıyor, faturayı da bizlere kesmeye çalışıyor. Başbakan vs "kriz bize dokunmaz" diyor ama öyleyse elektriğe, gıdaya, doğalgaza üst üste gelen zamlar da ne oluyor?! Kriz çelişkileri keskinleştiriyor, kapitalizmin hepimizi yokoluşa sürüklediğini herkesin gözünde görünür kılıyor. Kırk yıllık düşmanlarına bile "Marx haklıydı" dedirttiriyor. Artık tarih sahnesine yumruğu vurup birşeyleri yerinden oynatmanın vakti geldi de geçiyor. Kim yapacak bunu?

BİZ varız, buradayız!


Sabah çalan alarm saatiyle beraber yeni bir güne uyanmak mümkün. Bir tercih yapmalı. Bu hikayenin içerisinde sürüklenip giden bir nesne mi olacağız, tarihin değiştiren öznesi mi? 6 Kasım YÖK’ün kuruluş yıldönümü. Bu 6 Kasım bizim için milat olsun. Artık kaleminden kan damlayan köşe yazarlarının, paraya tapınan şirketlerin ağzımıza sakız ettiği lafları değil, kendi sözümüzü söyleyelim. Artık onların önümüze koyduğu yaşamı değil, kendi öznesi olacağımız yaşamı yaşayalım.

6 Kasım’da kendi sözümüzle sokakta olacağız. Paralı eğitimiyle, diplomalı işsizliğiyle, ayıklamacı sınav sistemiyle, gerici faşist müfredatlarıyla, baskılarıyla yasaklarıyla, yoksunlaştırmasıyla özgürlüksüzleştirmesiyle, örgütsüzleştirmesiyle "YÖK Defol!" demek için; kirli savaşa, linçlere, provokasyonlara, şovenist histeriye hayır demek, özgürlüğümüzü savunmak için; krize karşı devrimi, kapitalizme karşı sosyalizmi tarihe yazmak iddiasıyla 6 Kasım‘da alanlara!

Devrimci Proleter Gençlik
http://www.komunarca.org