5 kadın işçi anısına etkinlik

Yana yakıla çalıştırılarak katledilen 5 kadın işçinin 3. ölüm yıldönümü etkinliği

KADIN
Pazartesi, 29 Aralık 2008 (17 yıl 9 ay önce)

Bursa Özay Tekstil Fabrikası'nda bir gece vardiyasında üzerlerine fabrikanın kapıları kilitlenen ve çıkan yangında korkunç bir şekilde can veren 15 yaşındaki Ayşe Denizdalan, 18 yaşındaki Sadife Düdüş, 21 yaşındaki Gülden Çiçek, 27 yaşındaki Necla Özveren ve üç aylık hamile 32 yaşındaki Sevgi Sesli'nin katledilmelerinin üzerinden tam üç yıl geçti. 28 Aralık Pazar günü Yapı Sanatevi'nde onların anısına bir emekçi kadın etkinliği düzenlendi.

Etkinlik ilk olarak "Ekmek ve Gül" isimli bir slayt gösterimi ve Novamed'deki kadın işçilerin direnişini anlatan belgesel gösterimiyle başladı. 448 gün süren kararlı direnişleri kazanımla sonuçlanan Novamed'in direnişçi kadınları ilgiyle izlendi ve direniş üzerine kısaca konuşuldu.

Etkinlik, direnişteki Çapa temizlik işçilerinin konuşmalarıyla devam etti. Kadın işçiler, direnişin nasıl başladığını, direniş sürecinde yaşanan tehditler ve saldırılara rağmen nasıl kararlı durulduğunu, sendikalaşma mücadelesi içerisinde sendikanın kendisinin tutarsız tavırlarını ve tüm bunlara rağmen direnişin ısrarla sürdürülüşünü anlattılar. Bunun üzerinden başlayan sıcak sohbet, çay ve kekler eşliğinde devam etti.

Etkinliğe farklı nedenlerden kaynaklı katılamayan DESA direnişinin sembolü Emine Aslan ise, etkinliğe yolladığı dayanışma mesajıyla kadınların arasındaydı.

kadın müzesiYapılan sohbetlerin ardından, Yapı Sanatevi'nde o gün için kurulmuş olan "Kadın Yaşamı Müzesi"ne geçildi. İşçi kadının, tutsak kadının, Kürt kadınının, ev emekçisi kadının yaşamından kimi nesnelerin bulunduğu sergi üzerine hep beraber sohbet edilerek, bu nesnelerin ne ifade ediyor olabileceği üzerine tahminler yürütüldü.

Etkinliğe katılanlarla beraber yapılan drama çalışmasında ise bir "bilinç koridoru" oluşturularak işçilerin kölece yaşam koşullarında verecekleri "kararlar" üzerine keyifli bir oyun oynandı.

Son olarak Bursa'da yanan beş kadın işçiye vurgu yapılan etkinlik, bir dahaki buluşmalara çağrı yapılarak sonlandı.


"Kızım benim gibi olsun istemedim"


Ayse DenizdalanAlınteri, Sayı: 59, 25 Aralık 2008

Bahçede İsmiye yere çömelmiş, zor bela yakaladığı tavuğu bacakları arasına sıkıştırmıştı. Yanındaki tencere kapağından önceden hazırlamış olduğu keskin bıçağı aldı. Ustalıkla ve üstüne kan sıçratmadan bir çekişte tavuğun boğazını kesti. Tüylerini yolmaya başladı. Sarhoş kocası gelmeden yemek hazır olmalıydı. Hem kızı ve torunu da yatılıydılar onda.

Tüyleri yolma işi bitmek üzereyken dış kapıdan bir genç kız süzüldü içeriye. Giriş kapısının yanından merdivenlere doğru ismini seslendi. Yanıt bahçeden geliyordu. Bahçeye yöneldi. İsmiye gelen genç kıza baktı. Tanımıştı onu. Kızı Ayşe için ziyarete gelmişti hani.

Yüzü İsmiye'yi görmekten memnun gülümseyerek yanaklarından öptü.

İÇİM YANIYOR AMA GÖRÜŞMEK İSTEMİYORUM

Kadın İsmiye, sessiz işine devam etti. Arkadaşları ile gelmişti işte. İsmiye gergin bir haldeydi. "İstemem, ben anlattıkça kötü oluyorum. Sağlığım bozuk zaten. Dengemi kaybediyorum. İçim yanıyor ama görüşmek istemiyorum" diyor biteviye. Kızlar birbiri ardına süzülüyor bahçeye dış kapı aralığından. Sarılıp öpüyorlar, İsmiye’ye başsağlığı diliyorlar ölümün üzerinden bunca yıl geçtiği halde. Yavaşça kendilerini tanıtıyorlar İsmiye’ye. her biri başka bir meslekten gelen kadınlar bunlar. İsmiye daha fazla karşı duramıyor bu canlara. Bırakıyor tavuğu tencere kapağının üzerine. "Kızlar, dizlerinizin üzerine çömelmeyin, kız sen de ahırdan tabureleri getir" diyerek konuşmaya kendisini katıyor. Birden İsmiye kendisini 3 yıl öncesini anlatırken buluyor.

ASLA UNUTMA!
29 Aralık 2005 tarihinde Bursa’da Özay Tekstil fabrikasında gece çıkan yangında 5 kadın işçi can vermişti. Ayşe Denizdalan 15, Safiye Düdüş 18, Gülden Çiçek 21, Necla Özveren 27 ve Sevgi Sesli 32 yaşındaydı. Fabrikada 12-16 aydır çalışan Safiye Düdüş ile Ayşe Denizdalan’ın sigortaları yoktu. Sevgi Sesli 3 aylık hamileydi. Patron Lokman Özay, yangından sonra Safiye ile Ayşe’nin gazetelerde çıkan fotoğraflarını fotokopi ile çoğaltarak sigorta bildirgelerini Bursa SSK Bölge Müdürlüğü’ne teslim etti. Safiye ve Ayşe ölü işçiler olarak sigorta hakkına böyle sahip oldular!

"Biz önceleri tütün yapardık buralarda. Ama tütüne kota koydular, almıyorlar artık eskisi gibi. E, biz de bu yüzden çalışacak iş bulamıyoruz."

SARHOŞ BABASI GİBİ BİR KOCAYA VARMASIN DİYE

"Kızım Ayşe evde kalıyordu. Bu fabrika açıldığında biraz para kazanır, kendine bir şeyler alır, babasının eline bakmaz, evlendiğinde bir işi olur diye düşünüyordum. Kızı oraya kendim yolladım. Sarhoş babası gibi bir kocaya varmasın diye. İlk ücretini aldığında ne sevinmiştik. Birazını bize verdi ev masrafına katkı için. Birazını kendisine ayırmıştı. Ama gün geçtikçe Ayşem daha geç gelmeye başladı. Gece mesaileri sıklaşıyordu. Ücretlerini de tam alamıyordu. İlk günlerin işe giderkenki canlılığı yoktu. Hele son dönemlerde artık işe gitmek bile istemiyordu. Çok çalışıyoruz anne, kaldıramıyorum artık, diyordu. Ücretlerimi ve mesailerimizi de geciktiriyorlar bu şekilde çalışmak istemiyorum, kimseyle konuşacak dertleşecek mecalim bile yok, diyordu. Kendimi hiç affetmeyeceğim. Kızım Ayşe’yi ben gönderdim o gece de. Yapma kızım bak sarhoş babanın eline kalacaksın. Benim yaşadıklarımı sen yaşama. Sık biraz dişini demiştim. Kızım o gece fabrikada çıkan yangında dumandan boğulmuş, ben evde uyuyordum. Annem geldi gecenin bir yarısı. Ben hayrola ne oluyor derken o sitemle "sen uyu hala" diyordu. Ben şaşkın ne olduğunu anlamaya çalışırken fabrikada yangın olduğu kızımın da yaralı olduğu bilgisi iletilmiş köye. Bu köyden başka kızlar da vardı aynı yerde çalışan. Koştum onların kapısını dövdüm. Kızımın en yakın arkadaşına ara onu dedim. Zaten kız aramış ama telefonu yanıt vermiyormuş gece gelen haberden sonra. Ben deli divane bir oraya koşuyorum bir beriye. Muhtara saldırıyorum. Ne haber verdiler, kızım nerede diye. Beni eve götürdüler. Kocam da hastaneye gitti diğer köylülerin yardımıyla. Ama orada bulamamışlar kızımı. Sonra sabah öğrendik morgda olduğunu. Gömdük işte kara toprağa. Neyleyim, giden geri gelmiyor."

NE MERDİVENİ VARMIŞ FABRİKANIN NE DE AÇILAN KAPISI

Acını paylaşmaya geldik İsmiye ana, acılar paylaşılınca azalırmış. Yüreğindeki kor bizi de yakıyor ve başka yürekler yanmasın diye dayanışmak için biz de buradayız, senin yanındayız.

"Dayanışma olsa ne olur acımı anlamazsınız" diyor. Ama anlatıyoruz, başka işçilerin hayatlarını dinliyor sessizce.
İsmiye ananın gözleri kapının yanındaki merdivene takılıyor. Bu merdiven yüreğini acıtıyor. O merdiven fabrikada olsa kızını kurtarırdı pencereden. Ama ne merdiveni varmış fabrikanın ne de açılan kapısı. Kızının gücü de yetmezmiş alüminyumu parçalamaya.

Ah İsmiye ana, kabahat sende değil, sen niye kendini suçluyorsun ki! Geçinmek için insanlar çalışmak zorunda. Ama birileri onların bu zor durumundan kendilerine fayda sağlıyorlar görüyorsun. Kocaman fabrika kuruyorlar ama bir bekçi tutmak yerine kapıları kilitliyorlar işçiler çıkmasın diye. Hiçbir güvenlik önlemi yok. Tekstil değil mi, tabii ki kolayca alevler yayılır yangında. Otomatik sinyal sistemi kurulmamış. Yangın söndürücüler yok. İşçilere böyle bir durum için eğitim verilmemiş. Yeter ki işçiler çalışsın, ha bire çalışsınlar. Sessiz sedasız her şarta boyun eğsinler. Genç kızlar, çocuk yaştakiler, hamile kadınlar gece çalışmasına bırakılsınlar bozuk işler geri geldi diye. Ama kendileri rahat yataklarında derin uykudadırlar işçiler dumandan boğulurken. Sen ismiye ana, sen kendini suçlarken acaba onlar kendilerini hiç suçluyorlar mı?

"Nerde, ben kızımın cenazesi ile uğraşırken patron geldi. Kızın suçlu dedi. Şikayetçi olursan başına bela alırsın dedi. Avukatlarım var benim, bana bir şey olmaz sen de otur oturduğun yerde dedi utanmadan. Para teklif etti. Reddettik. Kızımı para geri mi getirecek? Kızım kara toprağın altına girdi. Öldükten sonra sigortasını yapmışlar 1 günlük sigorta oda."

İsmiye ana, öyle değil, sen uğraşmazsan onlar bildiklerini okurlar. Bak adam ikinci fabrikasını açmış, orada başka Ayşeler çalışıyor şimdi.

"Ben ne yapabilirim, kızım öldü. Hep benim suçum. Kocam eve sarhoş gelir, beni akşam kovar, ben anneme giderim. Sabah gelip beni alır eve getirir. Hiçbir dayanağım yok. Ne yapayım yıllarımı bu sarhoş adama verdim. Hala evde bir tutam hakkım yok. Kapı dışarı atar ses çıkaramam. Kızım da aynı olsun istemedim."

"ÖLEN ÖLDÜ NE YAPALIM" DEMEDİLER, HESAP SORDULAR

Biz senin gibi düşünmüyoruz ana, öyle vahşi bir düzen kurulmuş ki yıllar önce ABD’de tekstil işçisi kadınlar aynı Ayşeler gibi hatta onlardan daha kötü koşullarda çalışıyorlardı. Küçük çocuklar bile 15-18 saat çalıştırılıyordu. Bir lokma ekmek karşılığında. Ama onlar kader demediler, çalışma koşullarının ağırlığına karşı çıktılar. Tıpkı Ayşe gibi insanlar, bir fabrikayı işgal etti kadınlar ve çocuklar ve erkek işçiler. İnsanca çalışma ve yaşam koşulları için. Patron içeride yangın çıkarttı ve dışarıya çıkmak isteyen işçilerin üzerine kapıyı kapattı. Bir sürü kadın çocuk öldü. Bunun üzerine herkes sokağa çıktı. Ölen öldü ne yapalım demediler. Geride kalanları aynı son beklemesin diye eylem yaptılar, hesap sordular. Ve sonunda istedikleri gibi yasa çıktı. Çocukların ve kadınların gece çalışması yasaklandı. Asgari bir ücret belirlendi.

Hesap sorulmadıkça sermaye güçleniyor ve azgın sömürüsünü sürdürüyor. Ayşeler, Fatmalar, Kemaller, Dursunlar, 8-10 yaşındaki çocuklar nasıl farkına varacak istismarın, güvencesizliğin, güvensizliğin. Yaşam öğretiyor. Belki Ayşe’nin annesi yetmezliği içinde hesap soramamış ama bir tokat gibi çarpmış patronun yüzüne parasını. Bu onun cephesinden verilen bir derstir ama asıl dersleri o fabrikalarda çalışanlar verecektir. Hakkını almak için örgütlü olmak gerektiğinin farkına vardığında.