Çarşamba, 31 Aralık 2008 (17 yıl 9 ay önce)
Resmi kayıtsızlık
Gazze gettosu ve Batının riyakarlığı
Tarık Ali, Counterpunch.org, 30.12.2008

6 aydır planlanmakta olan ve mükemmel bir zamanlamayla yürürlüğe konan Gazze Gettosu'ndaki katliam, esas olarak önümüzdeki günlerde İsrail'de yapılacak seçimlerde yer alacak partilere yardım amacıyla tasarlandı. Ölü Filistinliler, İsrail'de Sağ ve Aşırı Sağ arasındaki sinik mücadelede seçim yatırımından biraz fazlasıydılar. Tıpkı birkaç yıl önce Lübnan'da olduğu gibi Gazze'de de nasıl bir katliam yaşanacağını adı gibi bilen Washington ve Avrupalı müttefikleri arkalarına yaslandılar ve izlediler. Obama ve Bush aynı AIPAC (*) kutsal kitabından ilahiler okurken Washington, adeti olduğu üzre, Hamas destekçisi Filistinliler'i suçladı.
Gelişmelerin, kuşatmanın, Gazze'ye verilen kolektif cezanın, sivillerin hedeflendiğinin (Harvardlı bilimadamı Sara Roy'un son LRB'de -London Review Books- yayınlanan ürpertici çalışmasına bakın) farkında olan
Avrupalı politikacılar, bunun İsrail'in
'kışkırtmış' olduğu bir füze saldırısı olduğu konusunda ikna oldular fakat iki tarafa da şiddete tamamen etkisiz bir biçimde son verme çağrısında bulundular. Mısır'da miadını doldurmuş
Mübarek diktatörlüğü ve
NATO'nun İslamcı gözdesi Ankara, büyükelçilerini İsrail'den geri çağırma şeklinde sembolik bir protestoda bulunma konusunda bile çuvalladılar.
Çin ve
Rusya, krizi tartışmak için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni toplantıya bile çağırmadı.
Katliamın arkaplanı
Resmi kayıtsızlığın bir sonucu olarak bu son saldırı, bütün dünyadaki Müslüman topluluklarını kışkırtacak ve Batı'nın
'teröre karşı savaş' yürüttüğünü iddia ettiği bu örgütlerin saflarını genişletecektir.
Gazze'deki katliam, her iki taraf açısından da yakın tarihe ilişkin daha geniş kapsamlı stratejik soruları ve konuları gündeme taşıyor.
Kabul edilmesi gereken olgulardan biri, Filistin yönetiminin olmadığıdır. Daha önce de asla olmadı. Acımasız bir zorbanın aralıksız izlemesine maruz birbirinden kopuk ve sefalet içinde Filistin gettoları yaratan Oslo Anlaşmaları, Filistinliler için hafiflemeyen felaketlerdi.
Bir zamanlar Filistin umutlarının yatağı durumundaki
Filistin Kurtuluş Örgütü, Avrupa Birliği parası için dilenen bir zavallıya dönüşmüştü. Batının demokrasi coşkusu, onun seçim politikalarına muhalefet edenler olduğunda bitiyordu. Batı ve İsrail, bir
El Fetih zaferi sağlamak için her şeyi yaptılar: Filistinli seçmenler ise,
Hamas üyelerini ve diğer muhalifleri, İsrail Silahlı Kuvvetleri eliyle düzenli bir biçimde tutuklayan ya da katleden, afişlerine el koyan ya da imha eden, ABD ve Avrupa Birliği fonlarını El Fetih kampanyasına yönlendiren ve bir ABD Kongre üyesinin Hamas'ın faaliyetine izin verilmeyeceğini açıklayan
'Uluslararası toplum'un toplu tehditlerden ve rüşvetlerden oluşan bu türden bir kampanyasını geri çevirdiler. Seçimlerin zamanlaması bile, hileli bir sonuç elde etme azmi ile planlanmıştı. 2005 yazı için planlanan seçimler, Abbas'a, Gazze'de rüşvet dağıtabilmesi için gereken zamanı sağlamak amacıyla 2006 Ocağına ertelendi -Mısır İstihbarat görevlilerinden birinin sözleriyle:
"Halk ancak bundan sonra Hamas'a karşı Yönetimi destekleyecek". El Fetih dönemindeki 10 yıllık yağmanın, zorbalığın ve palavraların ardından temizlik için popüler beklenti, bütün bunlardan fazlasını kanıtlıyordu.
Dimyat'a pirince giderken...
Hamas'ın seçim zaferi, Atlantik'in öte yakasındaki yöneticiler ve gazeteciler için, köktenciliğin meşum yükselişinin simgesi ve İsrail'le barış beklentisine indirilmiş ürkütücü bir darbe oldu. Seçim sandığında yenilgiye uğrattıklarıyla aynı politikalara uyarlanmaya zorlamak için, Hamas'a derhal mali ve diplomatik baskı uygulandı.
Filistinli otoritelerin hırs ve bağımsızlığın alaşımı inatçılıkları, yaltakçı sözcüleri ve polislerinin semirmeleri ve onların daha fazla yağmalaması ile yönetimleri altındakilerin daha derin sefaletlerine neden olan barış sürecindeki uysallıklarına karşın Hamas alternatif olarak basit bir örnek sundu. Rakiplerinin hiçbir kaynağını kullanmadan klinikler, okullar, hastaneler, mesleki eğitim yerleri kurdu ve yoksullar için iyileştirme programları oluşturdu. Liderleri ve kadroları, sıradan insanların yaşadıkları gibi sade bir hayat sürdüler.
Hamas'a geniş kitlelerin desteğini kazandıran, Kuran'ın ayetlerini her gün ezberden okuması değil, işte bu gündelik ihtiyaçlara yanıt olmasıdır.

İkinci İntifadayı yönetmesinin Hamas’ın saygınlığına ne eklediği pek açık sayılmaz. İsrail’e yönelik
El Fetih–El-Aksa Şehitleri Tugayı’nın ya da
İslami Cihad’ın saldırılarına benzeyen silahlı saldırılar, işgale karşı daha önce yapılan diğer eylemlere göre çok daha ölümcül misillemeler olmuştur. İsrail İstihbarat Biriminin cinayetleri ile karşılaştırıldığında, Filistin saldırıları daha az sayıda ve daha az etkili olmuştur. Bu orantısızlık Hamas’ın 2003 Haziran'ında başlattığı ve yaz boyunca, Batı Şeria’da üç yüz Hamas militanının ele geçirildiği İsrail hava akınlarına ve kitlesel tutuklama kampanyalarına rağmen sürdürdüğü tek taraflı ateşkes sırasında bariz bir şekilde ortaya çıkmıştır. 19 Ağustos 2003'de El-Halil’de kendini
"Hamas" olarak tanıtan, resmi önderlik tarafından sahiplenilmeyen ve kınanan bir hücre Batı Kudüs’te bir otobüsü ateşe vermiş ve bunun üzerine İsrail derhal
Hamas’ın ateşkes müzakerecisi İsmail Abu Shanab’ı öldürmüştür. Hamas buna karşılık vermiştir. Filistin Yönetimi ve Arap devletleri buna yanıt olarak yardımı kesmişler ve
Avrupa Birliği 2003 Eylül’ünde, Hamas’ın terörist bir örgüt olduğunu ilan ederek Tel-Aviv’in uzun süredir talep ettiği bir şeyi yerine getirmiştir.
Hamas'ın farkı
Baştan sona eşit olmayan bu savaşta Hamas’ı farklı kılan, birçok rakip grubun da başvurduğu intihar bombacıları kullanması değil, geçtiğimiz yıl boyunca İsrail’e karşı kendi kendine ilan ettiği ateşkesi uygulama becerisinde kendini gösteren üstün
disiplinidir. Tüm sivil ölümler mahkum edilmelidir ama ikiyüzlü Avrupa-Amerika, bunun esas uygulayıcısı İsrail olduğu için, sadece bunu dile getirenleri teşhir etmeye çalışırlar. Cinayetin postalı öteki ayakta, modern tarihin tanık olduğu en uzun süreli silahlı zulmün jetleri, tankları ve füzeleri ile teçhizatlanmış olan modern bir ordu olarak ezici bir üstünlükle Filistin’in üzerine kıyasıya basmaktadır.
Kırk beş yıldır işgal güçlerinin askeri işgali altında acı çeken bir halkın isyanını hiç kimse mahkum da edemez, inkar da.
Bu sözler 1993 yılında,
İsrail eski askeri istihbarat şefi General Sholoma Gazit tarafından söylenmiş.
AB’nin ve ABD’nin Hamas’tan asıl yakınması, Hamas’ın
Oslo Mutabakatı'nın şartlı teslim koşulunu kabul etmemesi ve daha sonra Taba’dan Cenevre’ye tüm olumsuzlukları Filistinlilere yıkma şeklindeki çabalarını reddetmesidir.
Batı’nın önceliği oldum olası bu direnişi kırmaktır. Filistin Yönetimine yardımı kesmenin, Hamas’ı boyun eğmeye zorlayıcı bir silah olduğu açıktır. Yasama Konseyi pahasına, -Kabil’de
Karzai gibi göreve
Washinghton tarafından seçtirilerek getirilen-
Abbas’ın başkanlığını desteklemek bir başka silahtır.
Filistin'in önüne konulan ikilem
Seçilmiş Filistin Yönetimiyle müzakere yapma konusunda hiçbir ciddi çaba gösterilmemiştir. Hamas, Batı ve İsrail tarafından çarçabuk ayartılmış bir güç olsaydı, kuşkusuz benzeri görülmemiş bir örnek olmayacaktı. Hamas’ın program niteliğindeki mirası, Filistin milliyetçiliğinin en vahim zayıflığına rehin kalmaya devam eder: Önündeki siyasi seçeneklerin ya İsrail’İn varlığını toptan inkar etmek ya da ülkenin beşte birinin parçalanmış enkazını kabul etmek olduğu inancıdır. El Fetih’in tarihinin gösterdiği gibi, birincinin hayali maksimalizmi ile ikincinin hastalıklı minimalizmi arasındaki yol çok kısadır. Hamas’ın sınavı, Batılı düşünceyi tatmin edecek şekilde evcilleşip evcilleşemeyeceği değil, bu hastalıklı geleneği bırakıp bırakamayacağıdır. Hamas’ın zaferinden sonra bir Filistinli bana, halka açık bir yerde, yerinde olsam ne yapacağımı sordu.
"Filistin Yönetimini feshederdim ve bu hayale bir son verirdim" diye yanıtladım. Bunu, ülkenin ve ülke kaynaklarının büyüklük olarak birbirine eşit iki nüfus arasında -uzun dönemde kendine saygısı olan hiçbir halkın kabul etmeyeceği şekilde adil olmayan bir düzenleme ile birine yüzde 80 diğerine yüzde 20 vererek değil- eşit dağılım talebiyle yapmak Filistin ulusal davasını doğru zemine yerleştirecektir. Kabul edilebilir tek alternatif, Yahudiler ve Filistinliler için siyonizmin zoralımından arınmış tek bir devlettir.
Başka yolu yok! İsrail vatandaşları,
Shakespeare’den (Venedik Taciri) biraz değiştirerek aktardığım aşağıdaki sözler üzerine belki biraz kafa yorabilirler:
"Bir Filistinliyim ben. Filistinlilerin gözleri yok mudur? Filistinlilerin elleri, organları, ölçüleri, duyuları, istekleri, tutkuları yok mudur? Bir Yahudi ile aynı yemeği yemez mi, aynı silahla yaralanmaz mı, aynı hastalıklara yakalanıp aynı tedaviyle iyileşmez mi, onları ısıtan ve üşüten aynı yaz ve kış değil midir? İğne batırılınca kanımız aynı şekilde akmaz mı? Gıdıklarsanız gülmez miyiz? Zehirlerseniz ölmez miyiz? Ve bize kötülük yaparsanız intikam almaz mıyız? Hepsinde size benziyorsak, şunda da size benzeriz… bana öğrettiğin alçaklığı uygularım, sana acı verse de ne öğrettiysen onu yaparım."
(*) Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi. Birleşik Devletler ile İsrail arasındaki politik ilişkileri geliştirmek ve güçlendirmek için çalışan Amerikalı bir örgütlenme.