Çarşamba, 4 Şubat 2009 (17 yıl 8 ay önce)
Alınteri, Sayı: 60, 3 Şubat 2009
Son zamanlarda bize “beklenmedik” gelen olayları yaşıyoruz, tanık oluyoruz. Aslında bu olaylarda şaşıracak bir yan yok. Birkaç yıl nispeten istikrarlı giden ekonomi ve siyasetteki gelişmelerin gelip krize dayanacağı belliydi. Dahası, emekçinin yaşamında felaketin dibi yoktur misali, çalışma ve yaşam koşullarının gitgide ağırlaştığını da görüyorduk. İşsizlik her evin kapısını bir değil birkaç kez çalar oldu; beşikteki bebeler dışında herkesin çalıştığı emekçi ailesinin işsizlikten kırılması ve artık her şeyin paralı hale gelmesiyle, deprem gibi gelen zamlarla ayakta kalma gücümüz tükendi.
Bir “beklenmedik” gelişme ise emekçi kadınlar cephesinden yaşanıyor ama! “Vur kafasına al lokmasını” diye bakılan, “Hayır” demeyi bilmeyen, cahil, pasif, ancak ev idaresinden anlayan, sokağından ayrılsa kaybolan, her şeyi izinle yapan, dayağa, horlanmaya ses çıkarmayan emekçi kadın tipi artık değişiyor. Değişiyoruz! Bizim de sesimizin olduğunu, her söyleneni kabul etmeyeceğimizi, korkularımız olsa da onları aşabileceğimizi keşfediyoruz. Kimimiz yıllar önce öğrendiklerimizi hatırlıyoruz, kimimiz bize emek veren, yaşamı ve mücadeleyi öğretenlerin de katkısıyla yaşama ve mücadeleye yeniden karışıyoruz!
İçimizden emek direnişçileri, sendika örgütçüleri, sınıfına bağlı mücadeleci kadınlar çıkarıyoruz artık. Hem de her yaştan! 18′indekilerden 30′larındakine, kızını oğlunu evlendirme derdiyle geçen 40′lı yaşlardakine dek emekçi kadınlar... Novamed’de grevci, DESA’da, Çapa’da, Kızılay’da direnişçi, IBM’de sendika örgütçüsü emekçi kadınlar! Gönlünün istediğine gitti diye, okumak, çalışmak istedi diye, tecavüze uğradı diye namus cinayetine kurban verilmeye, dayağa başkaldıran emekçi kadınlar, Kürt kadınları! Eşlerinin işten eve tek parça dönmesini beklemeyi değil iş cinayetlerine karşı mücadeleyi seçen kadınlar! Çocuklarını kendi yetiştirildiği gibi değil, sömürüsüz bir toplum hayaliyle yetiştirmeye çalışan, ona emeğin, insanın, kadının değerini öğreten anneler! Dünyadan bihaber yaşamayan, Filistin halkının acısını yüreğinde duyan, onları sokaklarda kucaklayan kadınlar!
Zamlara, paran kadar eğitim ve sağlık politikasına, sigortasız işlerde kölece çalışmaya, işsizliğe, eve tıkılmaya, fabrikalarda diri diri yakılmaya, sokaklarda çocuklarının yasal mermilerle vurulmasına karşı hesap soran, faturalarını, tencerelerini, sınıf kardeşlerinin resimlerini alıp sokaklara çıkan kadınlar onlar işte... Evet henüz sayımız az, milyonlarca emekçi kadının sınıfsal ve cinsel baskı ve sömürüye karşı bin yıllık öfkesini sınıf düşmanının suratına çarpmak için çok yetersiz... Üstelik, her biri eşinin, çocuklarının, üzerinde o bitmeyen hak sahibi “aile büyüklerinin”, komşularının paçasından çekmesiyle de başetmek zorunda. Her adım, her sokağa çıkış, ayrı bir kavga!
Ama gözümüzde büyütmeyelim artık. Sınıfının davasına inanmış emekçi kadın, bu iki kavgayı da vermesini, ekmeği de gülü de kazanmasını bilecek. “Beklenmedik” olaylar, “beklenmedik” kadınlar yaratıyor çünkü. Ve tabii tersi de doğru!
Büro emekçisi beş kadınla öğle yemeğinde kriz üzerinde yaptığımız söyleşi
Seval: Nereden başlayacağım anlatmaya bilmiyorum açıkçası kafayı yemek üzereyiz. Eşim matematik öğretmeni, üç yıldır işsizdi, KPSS sınavını kazandığı halde atanamadı. Dershanede çalışmak istemiyordu, bu sene, çok düşük ücretle işe başlamak zorunda kaldı. İki çocuğumuz var. Biri okula başladı bu sene biri üç yaşında. Bebeği bırakıp iki senedir burada asgari ücretle çalışıyorum. İki üç aydır burada iş olmuyor. İşçi çıkartılacak diye söylentiler dolaşıyor. Her gün işe gelirken bugün işten çıkartılacak kişi ben miyim? Psikolojisiyle yaşamak çok yıpratıcı bir şey. Okul masrafları, doğalgaz, elektrik su faturaları, evde kira olunca. Ne yapacağımızı bilmiyorum eşimle her gün kavga ediyoruz evde huzur kalmadı.
Zehra: Ben eşimden ayrı olduğum için çocuğumla birlikte annemlerle oturuyorum. Şu an bizim evde beş işsiz var, benden başka çalışan yok. Benim aldığım ücret de ancak çocuğumun okul masraflarına gidiyor. Borç içinde yüzer olduk, üç aydır birikmiş fatura ve ev kiraları var. Sorunları dökmeye başladığımızda birbirimizden farkımız yok. Hatta yarışa gireriz, peki ya çözüm, ne yapacağız. Hep ağlıyoruz, kaç defa intiharı düşündüm, peki çözüm mü? Ben de işten atılırsam öldüm demektir. Artık bir şeyler yapmalıyız, kendimiz için olmazsa bile çocuklarımız için. Eve gidince bir bakıyorum herkes oturuyor TV izliyor, aptal aptal yarışmaları izliyorlar. Konuşmaları bile değişti, kendi kardeşlerimden bile midem bulanıyor artık. Yaşamdan umutlarını kesmişler, olur olmaz yere kavga ediyorlar.
Esra: Bence de Zehra haklı, artık bir şeyler yapmamız lazım. Daha düne kadar kendimizi işçi olarak görmüyorduk. Her kriz döneminde ilk işten çıkarılan biz kadınlardık. Nede olsa evin erkeği çalışıp eve ekmek getiriyor diye sesimizi çıkarmıyorduk. Şimdi ne oldu, burada beş kadın var, hepsinin eşi işsiz, benimki de konfeksiyon işçisiydi şimdi işsiz. Kaldı ki ikimiz çalıştığımız halde yetiştiremiyorduk. Aylardır kedi köpek gibiyiz, ayrılmaya karar verdik. Ben toplumsal olaylara bu kadar duyarsız değildim, seneler önce çalıştığım fabrikada grevlere katılmıştım. Şimdi hiçbir şeye sesimizi çıkarmaz olduk. Bunalıma girdim valla…
Aynur: Yeter ya ne yapacağız peki, kolay mı öyle? En ufak bir şeyde sesini çıkardığında, kocan seni kapıya koyuyor. Ailen bile sahip çıkmıyor, kardeşin kardeşe bile yararı yok bu zamanda. Görmüyor musunuz bütün dünya yanıyor, kim bize sahip çıkacak. Biz oturup dua edelim işimizi kaybetmemek için.
Esra: Bence sesimizi çıkarsak da çıkarmasak da işten atılacaksak atılacağız. Bence artık kendi gücümüze güvenelim. Bak Zehra’ya çocuğunu alıp kurtulamaz mı? Ailesinin ona çok mu yararı var, her şeyine karışıyorlar hiçbir şeye sesini çıkaramıyor. Kocası bile bu kadar karışmıyordu. Hele ben eskiden o kadar mücadeleci bir ruha sahiptim şimdi Filistin’le ilgili yapılan eylemlere bile katılmıyorum. Artık her şeye katılacağım, yeter ya her gün aynı sorunlardan boğuldum, nefes almak istiyorum artık. Ne olacaksa olsun oturup beklemeyeceğim artık.
Tartışma sosyal güvenlikten, eğitim sistemine, zamlardan faturalara Filistin’den seçime kadar uzayıp gitti. Tabii yapmamız gerekenler üzerinde daha çok odaklaştı. Gazetemizin bir önceki sayısında çıkan “Kriz Allah'tan mı?” yazısını okuyup sosyalizmde kriz neden olmaz üzerinde tartışıp sohbetimizi patronun gelişiyle noktaladık.