İsyanın ardından Yunan Solu içinde bir tartışma yaşanıyor. Konuya dair KOE'nin açıklamaları:
Yunanistan’da Aralık ayındaki ayaklanmadan sonra Yunan Solu içinde komünistlerin burjuva hükümetler karşısındaki tutumuna dair büyük bir tartışma gelişiyor. Bu ateşli tartışma, Yunanistan’daki sol ve komünist güçlerin görevleri, stratejisi ve taktiklerine dair daha büyük bir tartışmanın bir parçası niteliğindedir. Tartışmanın polemiksel karakteri, Yunan Solu içindeki yarığın Aralık 2008’de daha da büyümesi olgusuna dayanmaktadır; solun bir parçası (KOE, Radikal Sol Koalisyon/SYRIZA ve parlamento dışı sol gruplar) Ayaklanma’yı destekledi. Solun diğer parçası (çoğunlukla Yunan Komünist Partisi/KKE’nin yanı sıra eski "Avrupa komünistleri" akımının sağ kanadı) hareketi, "şüpheli bir kökenden gelen ve gerici karakterli maskeli asilerin şiddet eylemleri" olarak damgaladı ve mahkum etti. Böylece, dolaylı da olsa nesnel olarak, kendilerini burjuva hükümetinin “yasa ve düzen” bloğuyla aynı safa yerleştirmiş oldular. Ocak 2009’dan bu yana tartışma oldukça keskin bir hale geldi, KKE liderliği, KOE ve SYRIZA’ya basındaki beyanları ve yayınları yoluyla tekrar tekrar saldırdı, “Kahrolsun Katiller Hükümeti!” sloganımız yüzünden bize “sosyal-demokrat PASOK’un destekçisi” olduğumuz yönünde iftiralarda bulundu.
Bu tartışma, Yunan Solu içinde süregiden “iç savaş”a kaçınılmaz olarak işaret etse de, bunun Yunanistan sınırları dışındakiler için de ilginç olduğunu düşünüyoruz. Gerçekte mesele, komünist olduklarını iddia edenlerin, bir yandan burjuva hükümetleri rahat bırakıp kendilerini “sorumlu” kuvvet olarak sunarlarken, “eylem”lerini sınırlandırmak için “nihai hedef”i (iktidarın işçi sınıfı tarafından ele geçirilmesini) devrimci laf kalabalığıyla bir bahane olarak kullanıp kullanmayacakları meselesidir. Biz, KKE önderleri tarafından kullanılan akıl yürütmenin (“sağ kanat hükümeti düşürmek için mücadele etmiyoruz, çünkü o düştüğü zaman onun yerine onlar kadar kötü olan sosyal-demokrat PASOK gelecektir”) gerçeklikte “yasa ve düzen” kampına geçmiş olduklarını, kontrol edemedikleri bir kitle hareketinden korkularını ve burjuvaziye ve onun siyasi partilerine, sağcı Nea Dimokratia’ya (Yeni Demokrasi) ve sosyal-demokrat PASOK’a etkili bir şekilde muhalefet edecek bir halk cephesi kurma mücadelesini reddetmelerini gizleme girişimi olduğu düşüncesindeyiz.
KKE liderleri, kendilerini kendi sanal dünyalarına hapsettikleri, hükümetin, burjuva medyanın ve hatta aşırı sağcı LAOS’un (Halkın Ortodoks Yürüyüşü Partisi) “sorumlu davranışları” nedeniyle tebriklerini ve şükranlarını aldıkları sürece kendilerini çok daha fazla emniyette hissediyorlar. Bugün bütün enerjilerini “soldaki iç savaş”a harcıyor, Radikal Sol’a haince saldırıyor, hükümeti koruyor ve hatta ayaklanan gençliğe karşı girişilen canice saldırıları haklı gösteriyorlar. Güncel taktikleri uzak ve yakın geçmişleriyle tam bir çelişki içinde, çünkü en küçük bir özeleştiri bile yapmış durumda değiller:
a) ‘70’lerde ve ‘80’lerin başında “sosyalist” PASOK’un en güvenilir müttefiki onlardı, sosyal-demokrasiye karşı mücadele eden devrimcileri “sağcıların ve gizli servislerin örtülü ajanları” olmakla suçluyorlardı;
b) ‘80’lerin sonlarında sağcı Yeni Demokrasi’nin oluşturduğu hükümete ve hemen ardından Yeni Demokrasi ve PASOK’la birlikte “ulusal birlik hükümeti”ne katıldılar;
c) ’90 sonlarında PASOK hükümetini istifaya davet ettiler -doğruydu, ama "gerçekçi" alternatifleri yine diğer burjuva partisi, yani sağcı Yeni Demokrasi idi.
KKE liderleri bugün birleşik ve radikal bir halk hareketinin yaratacağı dinamiklerin gerici hükümeti nasıl devirebileceğini anlamaz gözüküyor. Ve gerçekçi bir senaryoyu görmezden geliyorlar; eğer sol, mücadeleci birleşik bir cephe oluşturur ve bu daha fazla halk desteği kazanırsa, burjuvazi hem Yeni Demokrasi hem de PASOK’u kapsayan bir “büyük koalisyon” hükümetine mahkum kalır ve böyle bir gelişme komünistler ve halk hareketi için yeni olanaklar yaratır. Bunun yerine onlar “devrimci” lafazanlığa devam ediyor ve güçlerini hükümetin hizmetine sunuyorlar (Aralık'ta da işgaller sürerken ve öğrenciler üniversitelerin girişlerine barikatlar kurmuşken, diğer “kahramanca” mücadeleleri gibi bunların kaldırılması ve işgalin sona erdirilmesi yönünde bütün genel toplantılarda konuştukları gibi...).
Aslında yalnızca formalite gibi görünen şu durum bile bazı şeyleri açıklar nitelikte: KKE'nin 18. Kongresi'ne, Radikal Sol'dan hiçbir örgüt davet edilmedi. Ne var ki, Yeni Demokrasi Partisi ve PASOK'tan delegelerin katılımı ve hatta Yunan Parlamentosu'nun sağcı başkanı bile unutulmadı. Görünen o ki, esas düşman olmayı burjuva partiler değil radikal sol hakediyor... Burjuva partilerin heyetleri kongrede boy gösterirken radikal sola karşı gösterilen ‘sokağa çıkma yasağı’ aslında, “bilinçli ya da bilinçsiz, 'ilerici’ (!) burjuvazinin ve oportünizmin fikirlerini satan bazı aydınlar tarafından ortaya atılan ‘solun birliği ya da ortak eylemi’ fikrine savaş açma...” (KKE'nin günlük yayını “Rizospastis”, 18/1/2009) yaklaşımının bir sonucu.
Global kriz gelişip derinleşirken büyük burjuvazi onun yükünü, zaten aşırı sömürülmüş, barbarca baskılanmış, giderek yoksullaşan halk kitlelerinin sırtına yıkarak “yanıtlama” girişiminde bulunuyor. Buna karşı dünya halkları direnişi geliştiriyor ve daha radikalleşiyor; İtalya ve Fransa’daki kitlesel gösterilerin, Yunanistan’dan Baltık ülkelerine, İzlanda’dan Fransa’nın Karayip sömürgelerine kadar çıkan isyanların gösterdiği gibi... Halkımız, acilen gerekli olan radikal isyan ve direnişleri yönetme, önderlik etme ve geliştirme irade ve becerisine sahip bir Komünist Sol’a ihtiyaç duyuyor. Emperyalist-kapitalist sistemin ortadan kaldırılmasını yakınlaştıracak kazanımlarla biten mücadeleleri örgütleyecek Komünist Sol’a ihtiyaç duyuyor. İhtiyaç duymadıkları şey ise, kendilerine “komünist” diyen ama halk zaferlerinin olasılığına inanmayan, Yunanistan ve diğer yerlere sosyalizmin, “ayaklanma” olmadan ve “tek bir cam kırılmadan” gökten inmesini sabır ve “sorumluluk” içinde bekleyen bir güçtür. (Tıpkı Yunan Parlamentosu’nda hükümet destekcilerinin şevkle alkışladıkları KKE genel sekreteri Papariga gibi.)
“Kahrolsun hükümet!” sloganı, 2008 Aralığı'ndaki Ayaklanmalar sırasında popüler gösteriler ve gençlik protestolarında oldukça baskındı. Hükümetin sağ kanat partisi Yeni Demokrasi, burjuva medya ve aşırı sağcı parti LAOS ve... Yunanistan Komünist Partisi (KKE) bu slogana katı bir direnç gösterdiler.SYRIZA kadroları her yerde bağırıyorlar: “Bu hükümet gitmeli; ne kadar erken giderse ülke için o kadar iyi”. Sorunun hangi partinin iktidarda olduğuyla ilgili olmadığını, ama hangi sınıfın gücü elinde tuttuğuyla ilgili olduğunu insanlardan bile bile saklıyorlar. Problem sadece Nea Dimokratia değil, somut politikayı belirleyen büyük sermayedir, geçmişte PASOK'la olduğu gibi; ve bu yüzden sermaye varoldukça, iktidarda hangi parti olursa olsun bu politika devam edecektir. (KKE'nin günlük yayın organı “Rizospastis”, 12 Aralık 2008)Marksizmin özsel kavranışından yoksun sabırsız bir küçük burjuva, KKE'nin yukarıdaki “safiyane” beyanına belki katılabilir. Ancak biz değil! Ve komünist olduğunu iddia eden herkese soruyoruz: Ne zamandır komünistler sosyal ve politik ilişkiyi tersine çevirme olasılığı olan bir güç karşısında kayıtsız kalıyor? Ne zamandan beri “nihai amaç” (işçi sınıfının politik gücü ele geçirmesi) adına, kısmi amaçlar, kısmi devrimler/devirişler, kısmi zaferler lanetleniyor? Ne yazık ki, KKE'nin önderliğindeki önceki yönetim de akla daha birçok soru getiriyor:
• Plütokrasi lehine politikalarına karşı, öldürücü politikalarına karşı genel bir protestonun baskısıyla gerici bir hükümetin çöküşünün, egemen sınıfların amaçlarını (geçici de olsa) engellediği, geciktirdiği ya da rahatsız ettiği doğru mu, değil mi?Genel talep üzerine hükümetin istifası bir son değil bir başlangıç olmalıdır. Biz seçimleri sadece kartların iyi karışması için istemiyoruz. Seçimleri, insanların yeni bir yürüyüşe, AB politikalarını ve “yeni NATO dogmalarını” zorlayacak ve ona çelme takacak bir yürüyüşe başlaması için istiyoruz. Biz seçimleri, halk karşıtı ölçütleri ve aldatıcı “ulusal hedefler”i sekteye uğratacak yeni bir halk yürüyüşünün başlaması için istiyoruz. Tek bir hedefle: Eninde sonunda diğer tarafa, halkın tarafına ve yalnızca halkın çıkarlarına evrilecek olan o gücü biraraya getirmek.Aleka Papariga'nın bu beyanına katılıyoruz. Ve merak ediyoruz: Bugün bu duruş neden geçerli değil? KKE'nin bu tavrı, mevcut Yeni Demokrasi Hükümeti'ne dolaylı ama gayet açık bir destek oluşturmuyor mu?
19 Şubat 2009
Yunanistan Komünist Örgütü / KOE