Uğur Kaymazları unutmayalım!

Uğur'un hesabı sorulsaydı, polis, Hakkari'de bu kadar rahat olabilir miydi?

GENÇLİK
Cuma, 24 Nisan 2009 (17 yıl 1 ay önce)

13 kurşunla katledilen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz'ın hesabı sorulsaydı, polis Hakkari'de Kürt çocuklarının kafasını dipçiklerken belki biraz daha düşünürdü. Yeni Uğurlar olmasın diye Uğurları asla unutmamak gerek diyen Nusaybin'den bir dersane öğrencisi yazdı:

Her savaşa yenik başladık, her çaresizlikte kendimizi yaktık ve hayatın bize bağışladığı kuralları oynamak zorunda kaldık ve hep piyon olarak kullanıldık. Hiçbir zaman kendimize oynayamadık ve başaramadık bu hayat oyununu.

Mardin'in Kızıltepe ilçesinde 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve babasının evlerinin önünde güvenlik güçleri tarafından infaz edilmesi ardından 4 yıl geçti. 21 Kasım 2004 tarihinde meydana gelen olayda, 12 yaşındaki Uğur'un bedenine 13 kurşun sıkılmıştı. 13 yerimizden delik deşik olmuştuk. Uğur'a sıkılan kurşunlar yaşından bile fazla olmuştu. Polisler 12 yaşındaki bir çocuğu terör olarak görüp, kendilerini bu küçük terörden korumak için sıkmışlardı bu kahpe kurşunları.

Hakkari'de polis

Kızıltepe'nin hala Uğur kokan, hala insafsız barut kokan, hala kahpeliği içine sindirmemiş sokaklarında nice Uğur Kaymazlar yaşıyor daha. Ama mavi önlüklü Uğur onlardan eksik. Onlarla oynamıyor. Onlarla

Enes Ata 30 Mart 2006'da Diyarbakır'da polis kurşunuyla katledildi
koşuşturmuyor. Çünkü mavi önlüklü Uğur kahpe kurşunlara kurban gitmişti. Nazım Hikmet'in ''Kız çocuğu'' şiirindeki kız gibi bir daha şeker bile yiyemeyecekti. Kahpe kurşunların küçük bedenine saplanmasından sonra kalkamayacaktı Uğur. Bir avuç kül olup, hepimizin yüreğine savrulacaktı. Bir daha gözümüze görünmeyecekti ama yüreğimize savrulan külleri de hiç bir zaman silinmeyecekti.

Uğur gittikten sonra da değişen birşey olmadı bu ülkede; arkadaşı Cüneyt'in kameralar karşısında kolları kırıldı. Polise taş attıkları gerekçesiyle 251 çocuk gözaltına alındı, okullar basıldı, kız çocukları okuldan alınıp 23 sene(!!!!) cezaya çarptırıldılar. Kaymazların evinde yaşam muhakkak devam ediyordur. Ama iki eksik ile. Kaymazların evinde artık ailenin babası Ahmet Bey yok. Artık mavi önlüklü Uğur yok. Bunların yerine acıyla, öfkeyle ağlayan gözler, yokluk ve yanlızlık içinde büyümeye devam eden Uğur'un kardeşleri Habib, Emine ve Ali var. Gözünün yaşı dinmeyen bir kadın, bir anne olan Makbule Kaymaz var.

Kaymazların evi artık sessiz. Kaymazlar yalnız. Nasılki doğada kaybolan bir çiçeğin yerini başka bir çiçek dolduruyorsa, Uğur'un, Ahmet'in yerini de büyüyen bir öfke ve özlem almıştı Kaymazlarda.

Hakkari'de Newroz'u kutlayan çocuğu yakalayan polis basının önünde kolunu kırdı
Belki de daha ''terör'' kavramını bile bilmeyen bir çocuğun ölümü terörle mücadelede kazanılmış bir zafer olarak kayıtlara geçmiştir.

Küçük bedene kurşun sıkanlar zafer çığlıklarını rahatça haykırabilirlerdi artık.

18 Nisan tarihinde beraat kararı çıktı Uğur'u 13 yerinden kurşunlayan polislere. Küçük Uğur'u polislerle çatışmaya girecek kadar suçlu bulmuştu kanunlar. Polisler de kendilerini Uğur'dan korumak için sıkmışlardı 13 kurşunu. Onun için bu polisler suçsuz bulunmuş ve salıverilmişlerdi aramıza.

21 Kasım 2004'te Kızıltepe'de 13 polis kurşunuyla katledilen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz
Uğur'un kardeşleri, tıpkı ağabeyleri gibi bir bakış atarak dünyaya, her geçen gün büyüyor, büyüyor, büyüyor...

Uğur da kardeşleri için, kendi yaşıtlarını kendisi gibi ölmemeleri için Nazım Hikmet'in şiirindeki kız çocuğu gibi insanlığa, barışa sesleniyor:

"Çalıyorum kapınızı
Teyze,amca bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
Şeker de yiyebilsinler."


Nusaybin'den bir dersane öğrencisi