DPG'nin yeni sayısı çıktı

Bahara kapitalizme karşı kampanya ile giren DPG'nin Editörü de tarihin baharına merhaba diyor:

GENÇLİK
Cumartesi, 25 Nisan 2009 (17 yıl 1 ay önce)

DPGMerhaba…

DPG’nin 20. sayısı baharla beraber geliyor. Dergimiz bu sayıda sizi güneşli bir bahar günü gezintisine çıkarmak istiyor…

Bu yolculukta yanınızdan birer rant teknesi edasıyla otobüsler de geçecek vızır vızır, insanca bir ulaşım tahayyülüyle yollara dökülen bir dolu öğrenci de.

Geçtiğiniz kimi yollar ise trafiğe kapalı olacak, her biri farklı renkte üniforma giymiş enternasyonel bir “güvenlik” teşkilatı, binbir çeşit enternasyonel suçun faillerini karantinaya almış olacak, enternasyonel bir öfkeye karşı…

Kapitalizmin ölü soyuculuk işinde birleşenlerin sevimsiz “seçim” rekabetine malzeme olmuş semt duvarlarının yanından geçeceksiniz yürürken; duvarın sonundaki köşeyi döner dönmez, “hizmet” aşkıyla kendini paralayanların ilk işi olan yıkımların sesi çalınabilir yalnız kulağınıza.

Yolda bir ölünün ardından yakılan ağıtları, düzülen methiyeleri duyacaksınız; aklı selim birine bunun ne mübarek bir ölü olduğunu sorduğunuzda dehşete kapılabilirsiniz, yaşarken yaptığı alçaklıklardan ve ölümüyle vesile olduğu ahmaklıklardan dolayı…

Bu alçağın izinden gitmeye çalışanlara da rastlayacaksınız; en öndekinin elinde satır, arkadakinin belinde cop, en gerideki meymenetsiz ise telsizine sarılmış, ya bir üniversiteye, ya da bir basın açıklamasına doğru koşturuyor olacaklar karşı kaldırımdan. Duvara çarpışlarını izlemek için onları takip etmelisiniz!

Bir sokakta domino taşları gibi dizilmiş bidonlar göreceksiniz, ucu bucağı olmayan bir su kuyruğu bu. Görünmeyen uçta, çeşmenin başında “forum” isimli bir vaaz veriliyor olacak. Aklınıza gelecek o türküyü mırıldanmaya başlamalısınız, emin olun bütün kuyruk eşlik edecek bir süre sonra; “suya gittik, susuz geldik, susuyoruz hala!”

Artık sansarların bile sinsiliği kalmadı; her köşe başında, bir direğin üzerinde aymazca gözlerinizin içine bakan birer sansar başı dikkatinizi çekecek. Belki cebinizden bile bir sansar kulağı çıkabilir!

Fonda bir savaş, ön planda kavruk yüzler olan film afişleri göreceksiniz yolda. Neyi anlattığını merak edip bir salona girdiniz mi, o yüzler şahsında koskoca bir halka teslimiyeti öğütlediğine tanık olabilirsiniz perdedeki karelerin…

Önünden geçtiğiniz kimi mağazalardan boyalı Ajda’ların söylediği “Keçe Kurdan”ın sesleri duyulacak. Kürt ezgilerini söylemeyi bile yalnız kendilerine hak görenlerin o “estetik”li gırtlağını patlatmak da gelebilir içinizden, ya da yüzlerce kayıp keçe kurdan‘ın zamanında milyonlarca ses dalgasıyla uzaya saldığı ezgiler de yankılanabilir kulağınızda.

Kaldırımların genişlediği, sağınızda solunuzda koşar adım insanların belirmeye başladığı yerde ise, üzerinde 1 Mayıs yazan kırmızı tabela ve hemen yanında “birlik”, “mücadele” ve “dayanışma” isimli üç meşale göreceksiniz. Onları alıp tutuşturmalı ve önünüzdeki yolu takip etmelisiniz. Bu yol Taksim‘e çıkar!

Dedik ya, bahar günü gezintisi bu; dünün soğuğunu hatırladıkça daha da tatlı gelen bir güneş, deniz rüzgarının sırtladığı portakal ve limon çiçeği kokuları, bir prizmaya sığamayacak kadar çok çeşitte renk… Geride kalan hiçbir şeyin özlenmeyebileceği, yeni gelen her şeyin ise iyiye yorulabileceği yegane bir gün. O kadar ki;

Tarihin bir baharı varsa, adı ancak sosyalizm olabilir!