Burjuvazi İşsizlik Sigortası Fonu'nu yağmalamaya hazırlanıyor.
2000 yılında büyük bir yanılsamayla oluşturulan İşsizlik Sigortası Fonu, işçilerin de ücretlerinden yapılan kesintilerle 6 yılda dağ gibi büyüdü. Bu fonun kuruluşundan bir yıl sonra işsiz kalıp da fondan yararlanan işçi sayısının parmakla sayılacak kadar az olduğu ortaya çıkacaktı. İşsizlik sigortasının bu düzende doğal ve günlük yaşamın bir parçası olan işsizliğin toplumsal sonuçlarını azaltmak ve işsizlerin tepkisini bir nebze azaltmak için bir işlevi olabilir miydi? Ayrıca iş akitlerinin feshedildiği dönemde işçilerin tepkilerinin en güçlü olduğunu veya olacağını bilen burjuvazi o ilk tepkileri bu işsizlik sigortasının nasılsa var olduğu, ve işten attığı işçilerin mağdur olmayacağı propagandasıyla yumuşatabilir miydi? Patronların bile inanmadıkları veya düşünemedikleri kadarını ilkin sendikalar ve geri işçiler düşündü: Türkiye AB’ye girecek diye bakın Avrupa’daki gibi işsizlik sigortasını da getiriyorlar! dediler.
Fakat bu işsizlik sigortası fonunun foyası kısa sürede ortaya çıktı. İşsizlik sigortasından yararlanabilmek bir hayal haline getirildiği gibi şimdi de biriken paraların burjuvaziye peşkeş çekilmesi planlanmakta. Ne de olsa fonda epey para birikmişti. Bu birikimin nedeni de fondan yararlanma koşullarının çok sıkı şartlara bağlanmış olmasıdır. Yani fona para giriyor ama çok az işçiye ve sadece kısa bir süre için fondan yararlanma hakkı tanınıyor. Yeni İş Kanunu'yla fondan yararlanmak için gereken son 120 günü kesintisiz olmak üzere son 3 yıl içinde en az 600 gün prim ödemiş olmak ve kendi kusurları dışında işten atılmış olmak koşulunu artık kimse yerine getirememektedir. Yine aynı yasayla ücret garanti fonu da oluşturularak patronların, konkordato ilan etmelerinden, haklarında aciz vesikası alınmasından veya iflas nedeniyle, ücretleri ödeyememeleri sonucu geriye dönük son üç aylık ücretleri ödemeyi öngörmektedir. İşte tüm bunlar için fondan yararlanan işçilerin bu paraları ödendikten ve kurumun giderleri de karşılandıktan sonra geriye bugün itibariyle kalan miktar 20 milyar YTL'yi aşmış durumdadır. Yıl başından bu yana sadece tekstil sektöründe atılan işçi sayısı 200 bin olarak ifade edilirken ve/veya ücretini alamayan yüz binlerce işçi varken ve zaten bu durumdaki işçilerin durumlarını bir nebze de olsa azaltmak için öngörülen fon, bu durumlar için kullanılacağına patronlara nasıl peşkeş çekeriz hesabı yapılıyor.
Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun 15 Haziran'da burjuvaziye müjdeyi verdi: “Fonda 20 milyar YTL birikti. Bu birikimi KOBİ'lere vermeyi düşünüyoruz. Bu konuda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'yla görüşmeler (sendikalar uyuyadursun) yürütüyoruz. Sonuçta fonun amacı ile KOBİ'lere vereceğimiz kredinin amacı bir(miş); KOBİ'ler bu paraları kullanarak yatırım yapar ve istihdamı artırırsa işsizlik de düşer, dolayısıyla fonun işsizliği azaltma işlevi de yerine gelmiş olur(muş).”
Yorum gerektirmeyecek kadar açık: Kapitalizmde her zaman rastladığımız, artık sayısını aklımızda tutamadığımız yağmalardan biriyle daha karşı karşıyayız yine. Bunu biz daha önce kesilen Tasarrufu Teşvik Fonu'ndaki paraların patronlara peşkeş çekilmesinden, Sosyal Sigortalar Kurumu'nda biriken paraların hortumlanmasından ve sonra da kara delik olarak adlandırılan açığın yine sırtımıza yüklenmesinden vb. biliyoruz. Şimdi de bizden kesilen ve üstelik İşsizlik Sigortası aldatmacası adı altında kesilen primler, işsizliği azaltıyoruz bahanesiyle patronların yağmasına açılıyor.
İşçi sınıfı devletin bu planını daha tasarı halindeyken açığa çıkarmalı ve boşa düşürmelidir. Bu yetmez, yıllarca memlekette İşsizlik Sigortası olduğu yanılsaması içinde yaşamaya artık son vermeliyiz. Değil İşsizlik Sigortası Fonu'nun yağmalanması, var olan fondan yararlanma koşullarının kapsam ve içeriğinin genişletilmesi mücadelesi veriyor olmalıydık çoktan. Koşulsuz her işten atılan işçinin prim ödemiş olmasına bakılmaksızın süresiz ve aldığı ücretten aşağı olmamak üzere işsizlik sigortasından yararlanması talebini yükseltmeliyiz. Tam kapsamlı işsizlik sigortası istemeliyiz. İşçi sınıfı kendi emeğinin korunmasını burjuvaziden bekledikçe aldatılmaktan ve hak kaybına uğramaktan kurtulamaz. Bilinmeli ki patronların ve onların devletinin getirdiği ve işçilerin lehine diye tanıttıkları her fon, plan, kesinti, ödenek, proje vb. sonunda burjuvaziye yarar ve işçi sınıfının zaten çok sınırlı olan hak ve alacaklarını budamaya yol açacaktır. İşçi sınıfı emeğini korunmasını tüm yol yöntem ve araçlarla militanca yürütmedikçe, hak gasplarına karşı tüm öfkesini kendi içine değil patronlara ve onun devletine yöneltmedikçe daha diplere bastırılmaktan kölece çalışma ve yaşamaya mahkum olmaktan kurtulamaz.