Perşembe, 15 Şubat 2007 (19 yıl 8 ay önce)
Neoliberal sosyal yıkım saldırısı ve esnek çalışma rejimi ile birlikte, emeğin korunması dünya proletaryasının genel ve ortak gündemi haline geldi.
Taleplerin kapsamı
Kadın, erkek, çocuk, bir bütün olarak işçi sınıfının 150 yıllık mücadelesinin ürünü olan ve uluslararası hukuk düzlemine de taşınan kazanımları, 1960'lı ve 70'li yılların sonlarına kadar geliştirilerek bugün saldırı altındaki haklar bütünlüğünü oluşturmuştur: Sendikalaşma ve toplu pazarlık hakkı zorla çalıştırmanın yasaklanması, istihdam ve meslekte ayrımcılığın yasaklanması, sanayi ve tarım için asgari ücretin belirlenmesi ve bireysel sözleşmelerin asgari ücretin altında yapılmaması, sanayi, tarım ve madencilikte asgari yaş sınırları, eşit işe eşit ücret, sosyal sigorta ve sağlık sistemi, işsizlik yardımı (sigortası), emeklilik, iş kazaları ve meslek hastalıkları tazminatı, yabancı ve göçmen işçilere eşit muamele, çocuk ticareti, borç karşılığı çocuk çalıştırma, çocukların porno, fuhuş, uyuşturucu vb. ticaretinde kullanılmaması, doğası ve koşulları itibariyle sağlık, güvenlik ve ahlaken çocuk gelişimine aykırı işlerde çalıştırılmamaları, çocuk ve genç işçilerin düzenli sağlık kontrollerinin yapılması, kadın işçilerin hamilelik, özel günler, vd. özel koşulları ile ilgili düzenlemeler, cinsel tacize karşı önlemler, işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği kurullarının oluşturulması, tek tek işkolları için işçi sağlığı ve iş güvenliği koşullarının belirlenmesi ve koruyucu sağlık hizmetleri, parasız sağlık ve parasız eğitim. Bunlara elbette ki toplu pazarlık yoluyla elde edilen, işçinin ailesiyle birlikte kullandığı sosyal hak ve kazanımlar eklenmelidir.
Emperyalist kapitalist ülkelerdeki işçi sınıfının hak ve kazanımları, gerek bu ülkelerin işçi hareketinin doğumevi olması ve siyasal-toplumsal dengeler, üretimin organizasyonel ve teknik temelinin gelişkinliği, gerekse de sosyalizmin basıncı ve emperyalist kapitalist metropollerin yarısömürge ve bağımlı ülkeler üzerindeki boyunduruğundan elde edilen artıdeğerden metropol emekçilerine düşen kırıntıların varlığından dolayı her zaman yarısömürge bağımlı ülke emekçilerine göre daha ileri olmuştur. Bununla birlikte, Türkiye’de -bile-
12 Eylül öncesinde toplu sözleşmelerle kazanılan, bazıları yasaların ötesindeki kazanım ve mevziler hafifsenemez: Yılda 6 (her biri 1 aylık ücret tutarında) ikramiye, işyerinde sendika temsilcilerinin sendikal çalışma ve toplantılar düzenleme özgürlüğü, 1 Mayıs’ın işçi sınıfı bayramı olarak tatil kabul edilmesi, günlük gazete parası, kreş, servis, servis olmayan yerlerde ulaşım ücreti, cenaze, doğum vb izinler, disiplin kurullarında eşit temsil (bunun sonucu işçilerin kolaylıkla işten atılamaması idi), işyerinde çıkacak yemeklerde sendikanın inisiyatifi, işçi sağlığı ve iş güvenliği doğrultusunda önlemler, asgari ücretin sendikal örgütlülüğün bulunduğu yerlerde sınırlı sürelerde uygulanması ve işçinin TİS’ten yararlanması, deneme süresi vb geçicilik döneminin 1-2 ayla sınırlı olması…
Bunlar, işçinin yaşamını ilgilendiren hemen tüm konularda yalnızca sendikal ve sosyal alanla sınırlı olmayan, siyasal kazanımları da içermekle kalmıyor; işçi hareketinin daha geri ve zayıf bölükleri için de pratik örnek oluşturuyorlardı. Kazanımların anlamı, işçi sınıfı ve emekçi kitle hareketinin gelişiminin işyerlerine ve bir bütün olarak sınıfın koşullarına taşınması; hareketin özdeneyim ve özgüveninin artması, kapsamının yaygınlaşması ve derinleşmesi;
işçi sınıfının sınıf kimliğinin ve onurunun gelişimiydi.
Neoliberal sosyal yıkım saldırısının ve esnek çalışma rejiminin topları, tam da
bu noktaya ateşlenmektedir. O halde, emeğin korunması mücadelesinin ana eksenini,
kolektif işçi bilincini yaratacak bir ekonomik-sendikal, sosyal ve siyasal pratiğin örgütlenmesi oluşturacak; taleplerimiz çıkışını buradan alacaktır.
İnsanca yaşanacak zaman! Herkese iş herkese çalışma hakkı!
“16 yıldır hemşireyim. Bir zamanlar ben de 8 saat çalışıyordum. Bu sürede 100 yıllık 8 saatlik işgünü kazanımımız elimizden uçup gitti. Günde 12 saat çalışıyorum artık…”
İşçi sınıfının kimi kesimleri için durum buyken, çoğunluk için ise, aynı dönemin başlarında 10 saat olan çalışma saatleri, 12-14, bazan 24 saati buluyor. İşçi sınıfı, bırakalım toplumsal-siyasal bir özne olarak varlık göstermeyi, fiziksel olarak dayanma sınırlarını aşan bir üretim temposu, gözetim ve denetim sistemi içerisinde her yönden çürütülüyor. İşsizlik korkusu ve basıncı, fazla çalışmayı reddetmesini engellediği gibi, tuvalet, yemek gibi en insani ihtiyaçlarını dahi bir kürek mahkumunun koşullarında karşılamak zorunda.
İşçi sınıfı, bayrağına 150 yıl sonra yeniden
8 saatlik işgünü talebini yazmak zorundadır. Ancak kapitalizmin bugünkü gelişim koşullarında bu,
“insanca yaşanacak zaman” talebinin karşılığı değildir. 8 saatlik işgünü, işçinin çalışmak, uyumak ve toplumsal-siyasal-kültürel varlığını geliştirebilmek için gereksindiği sürenin
asgarisidir. Öte yandan, milyonlarca işsizin varlığı, burjuvazinin mutlak artıdeğer sömürüsünü rahatlıkla köklemesine yol açmaktadır. Dolayısıyla işçi sınıfı bir yandan 8 saatlik işgünü talebini
acil hedef olarak yükseltirken, aynı zamanda bunu
“Herkese iş herkese çalışma hakkı” talebiyle birleştirmek ve çalışma saatleri açısından da
“buradan ileriye” perspektifiyle ilerlemek zorundadır. Niteliği gereği süreklilik taşıyan işler dışında gece mesaileri kaldırılmalı ve fazla mesaiye son verilmeli; fazla mesai uygulandığı durumda normal saat ücretinin üç katı ödenmeli, hafta tatili mesaisi tümden kaldırılmalıdır. Bugün dünyanın hemen her yerinde üretimin asli talebimiz olan
6 saatlik işgünü temelinde örgütlenmesi
mümkündür. İşçi sınıfının her iki talep doğrultusundaki mücadelesi, sömürüyü sınırlandırma ve işçi sınıfının sendikal ve siyasal savaşımı, birlik ve dayanışması için en elverişli koşulları yaratacaktır.
Asgari ücret için azami mücadele!
Asgari ücret, “ücretli emeğin ortalama fiyatı, asgari ücret, yani emekçiyi bir emekçi olarak yaşatmak için mutlaka gerekli geçim araçları miktarı“dır (Komünist Manifesto). Sınıfın çoğunluğunu oluşturan örgütsüz emek yığınları için asgari ücret temel ücret haline geldiği gibi, kronik ve yaygın işsizlik koşullarında vasıflı emek türlerini de kapsamaktadır. Bununla birlikte asgari ücret, bugün gerçekte
fiilen yoktur. Bölgesel asgari ücretin fiilen uygulanması ve işçilerin en yaşamsal ihtiyaçlarını geriye ittikleri
bireysel sözleşmelerle geçersiz hale getirilmiştir. Öte yandan o, işçi sınıfının kolektif bir kazanımı olmaktan çıkıp tüm emek kategorilerinin ücretleri üzerinde ağırlaştırılmış bir
basınç oluşturmaktadır.
Asgari ücretin ailesiyle birlikte “emekçiyi emekçi olarak yaşatacak” miktarda belirlenmesi, işçi sınıfı örgütlenmesi ve eyleminin
dolaysız bir siyasal talebi olarak yükseltilmelidir. Ücret miktarının belirlenmesinde bilimsel yöntemlerle ve toplumsal ihtiyaçlara dayanarak tespit edilen yoksulluk sınırı esas alınmalıdır. Bu talebin bir bileşeni de asgari ücretin vergiden muaf tutulmasıdır. Devrimci sendikal örgütler, talep doğrultusunda süreklileştirilmiş bir çalışma yürütmeli; ve asgari ücretin belirlenme dönemlerini kampanyalar ve yaygın işçi eylemleri ile karşılamalıdırlar.
İşçi sağlığı ve iş güvenliği
“Adana’da bir çırçır fabrikasında çalışırken saçlarını makineye kaptıran 22 yaşındaki Selime Deryal, işyeri sahibi hakkında 2 milyarlık tazminat davası açtı. Kasım ayındaki kazadan sonra tam 9 kez ameliyat olan genç kız, doktorların saçlarının eski haline gelmeyeceğini söylemesiyle yıkıldı. 23 Ocak’ta görülecek dava nedeniyle patronu Fethi Coşkuntuncel’in kendisini tehdit ettiğini de kaydeden Deryal, “Bana ‘Sen 100 milyon harcarsın dava açarsın, ben 500 milyon harcar kapatırım. Boşuna uğraşma’ diyor” dedi.”
Bu öykü, ülkemizde her yıl meydana gelen yaklaşık
75 bin (kayıtlı işçilerde) iş kazasından birini anlatıyor. Meslek hastalıkları ile birlikte tablonun tamamı
150 bini bulmaktadır. SSK’lılar için bu,
1965‘ten
2000‘e dek
4.5 milyondan fazla iş kazasında
50 bin işçinin can vermesi,
100 bininin sakat kalması anlamına gelmektedir.
İş güvenliğinin sağlanması, makinelerin kırıp geçirdiği işçi hareketinin ilk taleplerinden biriydi. İlk kez 1892'de
İngiltere‘deki bir gaz şirketinde
işçi sağlığı ve iş güvenliği kurulu oluşturuldu. Türkiye’de bu kurullar, yalnızca 50′den fazla işçi çalıştıran işyerleri için sözde zorunlu tutulurken, işyerlerinin
yüzde 95‘ini oluşturan işletmelerde böyle bir zorunluluk olmadığı gibi, burjuvazi, işyeri hekimi ve hemşire istihdamından da kurtuluyor.
Aşırı çalışmanın, güvensiz çalışma koşulları ve geri teknolojilerin, bir bütün olarak sermayenin sınırsız kar hırsının işçi sınıfına faturası, ölüm, sakat kalma ve kanser gibi ölümcül hastalıkların pençesinde kıvranmaktan başka bir şey değildir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği, burjuvazi ile dişediş bir mücadelenin konusu olmalı,
bu fatura onlara ödetilmelidir.
İşçi sağlığı ve iş güvenliği kurulları işçi sınıfının talepleri ve güçlendirilmiş temsili doğrultusunda oluşturulmalı; 50′den az işçi çalıştıran işyerlerinin kapsam dışı olma durumuna son verilmeli, bu yasal bir kazanım düzeyinde elde edilmelidir. İş kazalarına ve başta akciğer, mesane, ilik kanseri, verem gibi solunum yolu hastalıkları vb. olmak üzere meslek hastalıklarına karşı koruyucu sağlık önlemlerinin uygulanması, makine ve tezgahlarda makine koruyucuların kullanılması, her işyerinde bir işyeri hekiminin ve hemşirenin bulundurulması, patronların kolaylıkla ve her yolla aşabildikleri işyeri denetimlerinin sınıf örgütleri tarafından da gerçekleştirilmesi ve cezaların yaptırım gücüne kavuşturulması, buharlaştırılmak istenen meslek hastalıkları hastanelerinin artırılması, kayıtdışı çalışmaya son verilerek kaza ve hastalıkların derhal rapor edilmesi, birkaç organize sanayi bölgesinde kurulu ortak işyeri sağlık birimlerinin yaygınlaştırılması mücadelemizin asgari hedefleri olmalıdır.
Emek ordusunun kadın yarısı
İşçi sınıfı içerisindeki çalışmanın
gelişkinlik ölçütü, kadın işçilerin sınıf çıkarları doğrultusunda örgütlenip mücadeleye seferber edilmesidir. Geleneksel işbölümünün üzerlerine yıktığı ev işleri dahil kadın işçiler günün en az 15-16 saati ayaktadırlar. Eşit işe eşit ücret, onlara 100 yıl öncesindeki kadar uzaktadır. Neoliberalizm, bugün kadın sağlığının ve analığının korunmasını kamusal bir sorumluluk olmaktan çıkarmış; emekçi kadının sırtına yüklemiştir. İşçi kadınlar, özellikle KOBİ’lerde hamile olmadıklarına dair idrar testi istenmekten kürtaja zorlanmaya, küfür, hakaret ve aşağılanmanın her türlüsüne maruz bırakılmaktadırlar. Dahası, salt patronlar değil, sınıfdışı özellikleriyle erkek işçiler tarafından da
cinsel tacize maruz bırakılmakta; kendilerine ve sınıf kardeşlerine güvenleri unufak edilmektedir.
Devrimci sınıf çalışması, kadın işçilerin özgül taleplerini işçi sınıfının genel talepleri ile birleştirmeyi ve kadın işçilerin girişkenliğini, toplumsallaşmasını geliştirmeyi önüne koymalıdır. Eşit işe eşit ücret; kadınlara gece çalışmasının yasaklanması; hamilelik ve doğum izinlerinin kadının analık fonksiyonlarını gerçekleştirebileceği bir sürede ve ücretli olarak verilmesi; işyerlerinde kreş ve emzirme odalarının açılması talepleri uğruna mücadelenin yanı sıra, cinsel taciz de işçi sınıfı yumruğu ile karşılanmalıdır.
Çocuk işçiler: Geleceğimiz
Çocuk işçiliği, sermayenin en kolay kan emme kanallarından biridir. Ülkemizde tarım sektörü dahil, mutlak yoksullaşmanın artışı ile birlikte
4 milyondan fazla çocuk, yetişkinlerle aynı çalışma sürelerinde ve dayak dahil en ağır koşullarda çalışıyor. Devrimci sınıf örgütlerinin yokluğunda bunun anlamı, işçi sınıfının yeni kuşaklarının erken bir fiziksel yıpranmanın yanı sıra, derin bir yozlaşma ve çürüme ortamında “yetişmeleri”dir.
Kayıtdışı olarak gerçekleştirilen mutlak artıdeğer sömürüsü koşullarının bu “eşsizliğinden” dolayı, Türk devleti, gençlerin gece çalıştırılmasını, asgari çalışma yaşının tarımda ve deniz işkolunda 14, balıkçı teknelerinde 15, yeraltı işlerinde 16 olmasını, sanayi dışında çalıştırılan gençlere düzenli sağlık kontrolü yapılmasını içeren -ve tabii hiçbir yaptırımı bulunmayan!- uluslararası sözleşmeleri dahi onaylamamıştır.
Çocuk işçilerin örgütlenmesi,
işçi sınıfının geleceğinin örgütlenmesidir. Örgütlenme ve mücadele kültürü ile, sosyalizmle erken yaşta tanışmış, yalnızca sömürünün değil asıl kavganın ateşinde pişmiş, sermaye korkusu olmayan, özgüvenli bir sınıfın yaratılması için kız ve erkek çocuk işçilerin talepleri, sınıfın genel talepleri ile birleşik yükseltilmelidir: Kayıtdışı çalışmaya son verilmesi, kayıtdışı çocuk işçi çalıştıran işyerlerinin kapatılması, 16 yaşından küçük işçilerin sağlık ve güvenlik bakımından tehlikeli, zararlı işlerde çalıştırılmaması, gece çalışmasının kaldırılması, düzenli sağlık kontrolleri ve çocuk psikoloğu desteği, parasız temel eğitim ve mesleki eğitim almalarının sağlanması.
Sosyal güvenlik
Sosyal güvenlik, işçi hareketinin taleplerinin kesişme noktası olduğu gibi, kayıtdışı çalışma, çocuk işçiliği, işçi sağlığı ve iş güvenliği gibi konularda işçi sınıfının burjuvaziden sökmesi gereken çivilerden biridir. Bugün SSK’da kayıtlı işçiler, tüm işçilerin ancak
dörtte birini oluşturmaktadır. Sosyal güvenliğe yöneltilen saldırı, sınıfı ipine kadar çözmeyi hedefleyen ideolojik, politik, kültürel arka planı ile birlikte burjuvaziye mutlak artıdeğer sömürüsünü koyulaştırmanın temel bir silahını sağlamaktadır: İşçilerin ezici çoğunluğunun kolektif birikimlerine el koymak, onu ailesiyle birlikte bugün ve gelecekte fiziksel ve toplumsal bakımdan güvencesiz bırakmak, hiçbir yaptırımı olmaksızın ücretleri ödememek, iş kazaları ve meslek hastalıkları tazminatından, kıdem ve ihbar tazminatlarından kurtulmak…
Tüm işçilerin kayıt altına alınması ve sosyal güvenlik sisteminden yararlanması, etkin ve sınıfın çıkarlarına en uygun bir sosyal güvenlik sisteminin -sağlık, emeklilik, vd.- oluşturulması, kayıtdışı çalışmanın kaldırılması, işsizlik sigortasının kapsam ve süresinin genişletilmesi… Bu talepler, işçi sınıfının genel ve yerel günlük mücadelelerinin devrimci sendikal örgütleri komutasındaki kapsamlı ve şiddetli mücadelelerinin konusu olacaktır.
İş Yasası ve sendikal özgürlük
Emeğin korunması taleplerinin toplanma noktası, burjuvazinin işçi sınıfının her türlü kolektif örgütlenme, dayanışma ve mücadele olanağına karşı saldırısının hukuki dayanağı olan
İş Yasasıdır. Neoliberalizmin ekonomik ve siyasal terörü, en özlü ifadesini, yeni İş Yasası ile kural hale getirilen
esneklik rejiminde bulmaktadır.
İş Yasası, işçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki
yeni güçler dengesini vermektedir. İşçi hareketinin tüm adımları, yasanın tek tek maddeleri düzleminde ve bir bütün olarak paçavraya çevrilmesine yönelik olmalıdır. İşçi sınıfı ve emekçi kitleler en deneyimli olanından en yeni bölüklerine dek yasayı, neoliberal sosyal yıkım saldırısının paralı eğitim ve paralı sağlık gibi unsurları ile birlikte hedefe çaktığını örgütlenmesi ve kitlesel ve militan eylemleri ile göstermediği takdirde, bu dengenin alabora edilmesi ve yeni bir yükseliş sürecinin örülüşünü gerçekleştiremeyecektir. Bu ise, sendikal özgürlükler başta olmak üzere emekçilere özgürlük talebinin mücadelenin başına yazılmasını ve bunlar için bedel ödemeyi göze alan bir örgütlenme ve eylem çizgisi izlemeyi gerektirir. Kitlesel bir devrimci sınıf örgütünün gelişimi için yürünecek biricik yol budur.
“Yaşamın yeşili” ve ince kırmızı hat
Süreklileşmiş, kurumsallaşmış, yerel dayanak ve mevzilere ulaşmış, kendi özdeneyimlerini, değerlerini ve kültürünü yaratmış bir sınıf çalışmasının temel bir ekseni, geniş işçi kitlelerinin girişkenliğinin açığa çıkarılıp yönetilmesidir. Bu yöndeki zafiyetimiz ve yol açtığı handikaplar, yazınımızın temel bir vurgu noktasını oluşturuyor. Somut bir tanımla: Bir işyerinde işçilerin zehirlenme olasılığına karşı yoğurt talebi uğruna aylarca süren mücadelelerini “dinlemekle” yetindik; İngiliz kibritçi kızların çene kemiklerinin çürümesine yol açan beyaz fosfor kullanımına karşı çabalarının tam 19 yıl sonra bu maddenin yasaklanmasıyla sonuçlanması gibi örnekleri “okuyup geçtik”. Şimdi ise, gerek perspektif düzleminde ortaya koyduğumuz, gerekse Kurultay ve kampanya çalışmalarımızın gelişimiyle birlikte, işçi sınıfının çeşitli bölüklerinin emeğin korunması mücadelesi kapsamındaki özlem ve ihtiyaçlarını sınıfın genel talepleri düzlemine yükseltme ve bu bölüklerin mücadelelerini yönetme görevi önümüzde duruyor.
“Yaşamın yeşili” ile karşı karşıyayız!
Emekçilerin kendilerini aşırı çalışma, sefalet ücreti, aşağılanma vb.ne karşı savunma istek ve özleminin yaratıcısı, sürekli şiddetlenen nispi ve mutlak artıdeğer sömürüsünün kendisidir. İşçi hareketinin kendiliğindenliği içerisinde bu çabalar
sürekli, irili ufaklı ve basit tekrarlar halinde ortaya çıkarlar. Bizi bu basit tekrarların “fetişleştirilmesi”ne, “biricikleştirilmesi”ne, işçiciliğe, işçi hareketinin tekbiçimlileştirilmesine düşmekten alakoyacak olan bu kavrayış ve devrimci siyasal ve sendikal önderlik misyonu bilinci olacaktır.
Bugüne dek “ikincil”, “basit” vb bularak yaklaştığımız ve çalışmamızın pratik gündem ve konusunu oluşturmayan bu taleplerin nasıl ele alınacağı, devrimci sınıf ve kitle çalışması bütünlüğünde nasıl bir yer tutacağı, program, strateji ve taktik -neoliberal sosyal yıkım saldırısının dünya ölçeğindeki kapsam ve şiddeti, işçi hareketinin nesnelliği ve güç toplama taktiği- ilişkilendirmesi çerçevesinde kavranmalıdır. Emeğin korunması talepleri örgünlük içerisinde ele alındıklarında, bunların bütünü ve tek tek herbiri, emperyalist ve işbirlikçi tekelci kapitalizmin ortak ve genel programı ile
dolaysız ve hızlı bir karşı karşıya geliş için nesnel bir temele sahiptir. Bu, siyasal taleplerin kavranmasını ve sınıfa malolmasını elverişli hale getiren bir zemindir. Biz, bu zemin üzerinden ilerleyeceğiz.
Tarihsel deneyim, İkinci Dünya Savaşı sonrası ulusal ve uluslararası dengeler içerisinde işçi sınıfının sahip olduğu hak ve kazanımların onun tarafından devrimci bir sıçrama olanağı değil, işçi sınıfını reformize etme, sosyal demokrasi ve sendikalar marifetiyle etkisizleştirme aracı olarak kullanıldığını göstermektedir. İşçi sınıfı, bu kazanımlardan çok önce, devrimci sınıf örgütlenmesi ve eylem zeminini yitirmiştir. Bu deneyim, bugün hangi güçlükleri ve kapsamlı mücadeleleri gerektirirse gerektirsin, emeğin korunması mücadelesinin yürütülüşü açısından reformist işçi siyasetine karşı kuşanılmalıdır. Bunun bir anlamı ise, işçi sınıfının devrimci iktidar perspektif, program ve stratejisinden uzak, sınıf çizgisini bulandıran toplumsal hareket sendikacılığı ve benzeri toplumsalcı-halkçı platformlara karşı devrimci bir uyanıklık içerisinde bulunulmasıdır.
“Komünistler… 1. Farklı ülke proleterlerinin ulusal savaşımlarında, her türlü milliyetten bağımsız olarak, tüm proletaryanın ortak çıkarlarına işaret eder ve bunları öne sürerler. 2. İşçi sınıfının burjuvaziye karşı savaşımının geçmek zorunda olduğu çeşitli gelişme aşamalarında, her zaman ve her yerde. tüm hareketin çıkarlarını temsil ederler. Komünistler, demek ki, bir yandan, pratik olarak, bütün ülkelerin işçi sınıfı partilerinin en ileri ve en kararlı kesimi, bütün ötekileri ileri iten kesimidirler; öte yandan ise, teorik olarak, proletaryanın büyük yığını üzerinde, hareket hattını, koşulları, ve proleter hareketin nihai genel sonuçlarını açıkça anlama üstünlüğüne sahiptirler.
Komünistlerin acil hedefleri, … proletaryanın bir sınıf olarak oluşması, burjuva egemenliğinin yıkılması, siyasal gücün proletarya tarafından ele geçirilmesi“dir. (Komünist Manifesto)
Bu bilinçle, sınıf örgütçülüğü ve eyleminin gerektirdiği beceri, ısrar ve kararlılıkla, “yaşamın yeşili”ni kucaklayacağız!