Buraya kadar yazılanları sabırla okuyan kişinin bunun yüz katı yazılmayan sorun olduğunu da bilmesi gerekir...
A) Vasi görüşleri sınırlandırılmakta ve keyfi olarak engellenmektedir. Bu uygulama için “disiplin cezalı” olman gerekçe gösteriliyor. Buna göre aylık açık görüş haftalarında hem açık hem de kapalı görüş yapmana izin verilmiyor.
Örneğin 2012 Ocak ayının açık görüş haftası Perşembe günü ziyarete gelen vasime cezaevi girişinde benimle ilgili olarak “ziyaret cezası var, o yüzden görüşemezsiniz, ancak ayın diğer üç haftası kapalı görüş yapabilirsiniz” denilerek ziyaretçim kapıdan geri çevrildi.
Oysa İnfaz Kanunu’nun “Ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma” disiplin cezasını düzenleyen madde 43/3’e göre, “Resmi ve yetkili merciler ile avukatlar ve yasal temsilcilerle görüşmelerde bu madde hükmü uygulanmaz”!
Bu maddeye göre idare, ziyaret cezan olsa dahi vasin ile görüş yaptırmak zorundadır. Ancak yasal temsilcim yani vasimle görüşme hakkım CİK’in 43/3 maddesi yok sayılarak yasadışı bir şekilde gaspedildi ve bu uygulama süreklileştirildi. Artık vasiyle açık görüş yaptırılmıyor.
B) İçerde istediğiniz yerde fotoğraf çektiremiyorsunuz. Fotoğrafı çeken gardiyan, “kapı, pencere ve parmaklıkların görünmeyeceği bir yere geçersen çekerim, yoksa çekmem” diyor. Bu bir dayatmadır. Neyi kimden saklamaya çalışıyorsunuz? Bizler deniz manzaralı bir yerde kalmıyoruz. Demir kapılar ve parmaklıklarla dolu hücrelerde kalıyoruz. Elbette ki bunların fotoğraflarda görünmesi normaldir.
Ancak bizden sanki cezaevi hücrelerinde kalmıyormuşuz gibi davranmamızı istiyorlar. Eğer arkanı boş duvara verirsen fotoğrafın çekiliyor. Bu uygulama da böyle değildi, istediğin şekilde çektirebiliyordun ama sonradan bu şekilde bir dayatma yoluna gidildi.
Ayrıca fotoğraf fiyatları da çok pahalı. Yıllardır dışarıda yaklaşık 25 kuruş olan fotoğrafın adedine 1 lira 20 kuruş gibi çok yüksek bir fiyat isteniyor ve bunu alıyorlar.
C) TV kanalları yetersiz sayıda ve çoğu bozuk göstermektedir. Cezaevinde merkezi yayın sistemi ile yayın yapılmaktadır. Bu yolla toplam kanal sayısı ve hangi kanalların izleneceği idarenin keyfine göre ayarlanıyor. Bizim taleplerimiz ise görmezden geliniyor.
Yandaş TV kanallarıyla hükümete angaje olmuş TV kanalları sürekli yayında, bunlara dokunulmuyor. Ancak bizim talep ettiğimiz Hayat TV, Su TV, İz TV, Yol TV ve bilimsel, tarihsel ve doğa içerikli yayın yapan belgesel kanalları sudan gerekçelerle listeye dahil edilmiyor. Ayrıca yabancı dil çalışan arkadaşlar için talep edilen Fransızca, Almanca, İspanyolca yayın yapan yabancı TV kanalları da (BBC TV’nin dışında) listeye alınmıyor.
Kanalların yarısı da bozuk, karlı gösteriyor. Buna gerekçe olarak da “yükselticiler yetersiz” deniliyor, ancak bu sorunu çözmek için herhangi bir adım da atılmıyor. Şikayetlerimizi sanki duvara yapıyoruz. Her şey de olduğu gibi bizden gelen hiçbir talep dikkate alınmıyor. Yıllardır TV kanallarının yarısı bozuk ve karlı olarak izlemeye zorlanıyoruz.
D) Cezaevi musluklarından akan su sağlıklı değil. 12 yıl içerisinde defalarca bu konu hakkında şikayet ve suç duyurusu dilekçesi verdik ama değişen bir şey olmadı. Suyu bidona dolduruyorsun, bir süre sonra yeşilleniyor su. Ayrıca lavabo ve fayansla tuvalet taşları da devamlı yıkadığın halde kısa sürede sararıp yeşilleniyor. Bu yüzden tutsaklar kantinden su içmek için parayla Şaşal su almak zorunda kalıyor. 12 yıldır su sorunu çözülmedi, ancak su firmalarının epey zengin edildiği açıktır. Cezaevi personeli de verilen bu suyu kesinlikle içmiyor. Her ne kadar şebeke suyu denilse de kime sorsak kullanmadığı söylüyor…
E) Hücreler arası eşya verilmesi ve tahliye olan arkadaşın başka birine eşya bırakması kabul edilmiyor. Bu daha önce engellenmiyordu. Ancak son günlerde bu da “yasak” kapsamına alındı.
Bir örnek, 4 Mayıs 2012 tarihinde tahliye olan bir arkadaş giderken depodaki ketılını bana bıraktı ve bununla ilgili dilekçeyi idareye verdi. Ancak ketıl getirilmedi, bunun üzerine müdürle görüştü. Müdür, “verilmiyor” dese de, “yıllardır verildiğini” söyledim. Bunu kendi de biliyor zaten. “O öncedendi, ama bir sorayım” dedi. Cevap gelmeyince 1 hafta sonra dilekçeyle ketılı istedim. Bu sefer genel depoya bakan gardiyan hücreye geldi ve “artık ne hücreden hücreye ne de tahliye olanların eşyalarını veriyoruz. Ancak idareye bırakırsa alıyoruz, ya değilse çöpe atıyoruz” dedi. “Adamın parasıyla aldığı ve arkadaşına bıraktığı bir eşyayı ne hakla çöpe atarsınız?” dedim. “Benim yapacağım bir şey yok, bundan sonra böyle...” dedi ve depocu gitti.
Başımıza bir de “eşyalarımızı çöpe atma” olayını çıkardılar. Kendilerine bırakırsan eşyayı alıyorlar, ama bir arkadaşına bırakmak istersen “çöpe atmak” la tehdit ediliyorsun.
F) Hücre değişikliklerinde zorluklar çıkartılıyor. Rahatsızlığınızdan dolayı güneş gören bir hücreye geçmek istediniz mesela. Hemen “gerekçen yetersiz” denilerek reddediliyor. Ki bu yönde doktor raporu olan bir arkadaşın talebi uzun süredir yerine getirilmiyor. Bu arada cezaevi hücrelerinin yarısının güneş gördüğünü, diğer yarısının görmediğini belirtelim.
Yine görüş günü ve saatini ailemizin çalışma durumuna veya uzak bir ilden gelme durumuna göre uygun bir hücreye geçmek istediniz diyelim. Yine “gerekçe yetersiz” veya boş olduğu halde “oda dolu” denilerek reddediliyor. Her ne kadar bu taleplerin bir kısmı bazen kabul edilse de (tabi bu kabul çok uzun sürede, defalarca dilekçeler vererek müdürler ile görüşerek oluyor) geneldekabul edilmiyor.
Sık sık yer “yer yok” deniliyor. Ancak buna rağmen idare, tutuklu-hükümlü ayrımına giderek insanları istemedikleri yerlere zorla götürebiliyor. Yani istemişse boş yer her zaman bulunabiliyor.
Tutsakların ailelerinin gelip gitmesine uygun görüş günü ve saati dikkate alınmamıştır. Cezaevi idaresi bize sormadan, bizim isteğimiz dışında günleri ve saatleri kendisi belirlemiştir.
G) Hücre kapı yanlarına konan butonlar gardiyanların sorun çıkarma araçlarıdır. Bütün hücrelerde buton var. Bunlar senin veya hücredeki herhangi bir sorunun çözüm noktasında gardiyan çağırmak için konmuştur hücrelere. Butona bastığımızda maltada bulunan elektronik tabelada hücrenin numarası yanıyor ve çağrı sinyali ötmeye başlıyor. Gardiyan gelip hücrenin dışında bulunan paralel butona bastığında ses kesiliyor.
Diyelim ki o gün hastanen var ve akşamdan beri aç bekliyorsun. Bir gün önceden öyle söyleniyor sana. Saat 9 oluyor, 10 oluyor, gelen giden yok. Bunun üzerine hastanenin iptal olup olmadığını (sık sık iptal edilir ve haber filan verilmez) öğrenmek için butona basıyorsun. Gelen gardiyana sorunu söylüyorsun. O da hemen “Bunun için mi butona bastın? Nereden bileyim, hastanen varsa gelirler zaten” diyerek sinirli bir şekilde cevap veriyor. Telefon edip sormasını istiyorsun. O hala yardımcı olmak yerine “bir daha böyle şeyler için butona basma, sadece acil durumlar için bas, işimiz gücümüz var bizim de...” gibi sözler sarfederek ortamı germeye ve seni provoke etmeye çalışıyor. Oysa maltadan revire bir telefon edip durumu öğrenmesi 1 dakikayı almaz. Ama seninle orada 5-10 dakika durumu tartışır… kısacası personelin gözünde bu butonlar, hücrelere süs için konmuştur.
Not: Çeşitli kuruluş ve gazetelere, köşe yazarlarına, devrimci tutsaklar tarafından gönderilen dilekçe ve mektuplar, Çağdaş Hukukçular Derneği’nin protesto eylemi, Baro açıklaması ve meclise bu konuyla ilgili verilen önerge sonrasında deşifre edilen (avukat görüş yerlerine yasadışı bir şekilde takılan) kameralar, Mayısın ilk haftasında kaldırıldı. Ancak kameranın bağlandığı aparat hala orada duruyor. Herhalde çıkacak ilk fırsatta yeniden kameraların takılması düşünülüyor…
Buraya kadar yazılanları sabırla okuyan kişinin ek olarak bunun yüz katı yazılmayan sorun olduğunu da bilmesi gerekir...
18 Mayıs 2012
Murat Güneş
Sincan 1 Nolu Ftipi Cezaevi