Beltaş teşhir ediyor!

Sendikal sefalet örnekleri giderek çoğalıyor! Genel İş 1 No’lu Şube tutumuyla bunun üzerine tüy dikiyor.

GÜNCEL
Cuma, 18 Ekim 2013 (13 yıl 2 hafta önce)

Beşiktaş Belediyesi’nin alt şirketi BELTAŞ’ta yaşananlar, CHP belediyeciliğinin olduğu kadar bu belediyelerde örgütlenen sendikaların (DİSK Genel İş) uzlaşmacı tutumunun anlaşılması açısından da çarpıcı veriler sunuyor.

Tüzüğünde taşeronluk sistemin reddeden, taşeronluk karşıtı bir söylemden vazgeçmeyen CHP ve özelde de CHP’li belediyelerin pratiğiyse bunun tam tersidir. Tüm CHP’li belediyelerin bünyesinde sayısız taşeron şirket bulunur. Bu çelişkili durum için savunmaları da hazırdır: “Ne yapabiliriz ki yasal zemin bunu gerektiriyor. En azından kendi elimizle kurarak nispeten denetleyebiliyor, çalışanların haklarını iyileştirebiliyoruz”!

Bu belediyelerin bünyesindeki taşeron firmalarda çalışan işçilerin sayısız direnişine tanık olduk bugüne kadar. Bu direnişlerin hemen hepsi taşeronluk sisteminin kaldırılması talebiyle yaşandı. CHP’li belediyelerdeki taşeron işçilerin bizzat belediyenin taşeron firmasında çalışmalarının hiçbir ayrıcalığının olmadığını sayısız kere öğrenmiş olduk!..

İzmir’de, İstanbul’da … yaşanan bu direnişlerin herbirinde adeta belediyenin organik parçası gibi çalışan sendikaların tutumları da hep ibretlik oldu. Bu sendikalar (DİSK’e bağlı Genel İş ya da Türk-İş’e bağlı Belediye-İş) genellikle CHP’li belediyelerle yakaladıkları konsensüs üzerinden hareket ettiler. Adı konulmamış bu konsensüsün, belediyelerin sendikal faaliyete dokunmaması (elbette çizdikleri sınırlarda) karşılığında; sendikaların da belediyeleri zorlamayacak, hele hele taşeronluk gibi kritik mevzuları eşelemeyecek bir çizgi izlemesine dayandığını kanıtlayan sayısız deneyim yaşandı! En son İzmir Genel İş yönetimin bu tutumu istifa depremiyle açığa çıkmıştı.

Beltaş’ta da yaşanan budur. Beltaş, Beşiktaş Belediyesi’nin kendine ait bir taşeron firma. Burada çalışan işçiler 2,5 yıl önce Genel-İş’e üye oldular. Çalışma Bakanlığı tarafından sendikaya yetki verilmesine rağmen, CHP'li Belediye Başkanı İsmail Ünal bu yetkiye 3 kez itiraz etti. Mahkemeler işçiler lehine sonuçlanmasına rağmen, son olarak Ankara’da da bir dava açarak süreci bir üç yıl daha uzatma yoluna gitti.

Bu durumu kabul etmeyen öncü işçilerden bazıları çadır kurma eylemi yaparak kazandıkları haklarının yasal sürüncemelerle yok sayılmasını kabul etmediklerini ilan ettiler. Örgütlü oldukları Genel İş, işçileri sahiplenmediği gibi, direnişe desteğin önünü kesecek bir tutum aldı.

1 No’lu Şube Başkanı Hikmet Aygün üyelerine gönderdiği mesajlarla direnişi tanımadıklarını, gereksiz ve anlamsız bulduklarını, doğru olanın yasal sürecin sonuçlanmasını beklemek olduğunu anlattı! O kadarla da kalmadı, direnişçi işçileri destekleyen bir işçinin işine son verdi!

Genel iş kendi uzlaşmacılığını açık eden bu mesajlarla bizzat kendisini teşhir etti. Kamuoyuna da yansıyan bu mesajlardan sonra da yasal sürecin 1 hafta içinde netleşeceğini belirterek işçilerden 1 haftalık süre istedi.

Aygün’ün son mesajları şöyle:


“Değerli arkadaşlarım Beltaş AŞ iledevam etmekte olan davamız yargıtaydan postaya verilmiş. Avukatlarımızın davayla ilgili bize henüz gerekçeli kararın ÜVAP’a düşmediğini söylemektedirler.. Gerekçeli karar geldikten sonra sizleri bilgilendireceğiz. Sonucu sizler gibi bizler de bekliyoruz. Saygılarımızla. 1 Nolu şube”

“Sevgili mücadele arkadaşım. Son günlerde sendikamız ve şahsımla ilgili doğru olmayanbir takım iftira ve yalnış söyşlmelere itibar etmeyelim. Yargıtay süreci olumlu bitmiş, ancak gerekçeli karar en kısa sürede gelecektir. Bitr hafta sizden sabırlı olmanızı diliyorum. Hikmet Aygün Şube Başkanı”

Anlayacağımız sendika başkanı başından beri sergilenen uzlaşmacı tutumu teşhir olunca bu sefer de gerekçeli kararın çıktığını söyleyerek yeni bir hamle yapıyor. Oysa ki direnişçi işçiler yasal sürecin öyle 1 haftada sonuçlanmayacağını bildikleri için direnişe başlıyorlar. Aygün’se sanki karşısında çocuk varmışçasına bu sefer de bu ipe sarılarak “aman direniş yapmayın” diyor!

Bu tutumuyla bir gerçeği de bir kez daha hatırlatıyor: İşçiler kararlı bir tutum sergileyince esip gürleyenleri, direnişi dışlayanları-pervasızca karalayanları böyle alçak perdeden konuşmak zorunda bırakıyorlar. Direnişi başlatan işçileri ötekileştiren, dışlayan Aygün bu mesajlarında da yasal sürece endeksleme çizgisinden vazgeçmeden daha alçak bir perdeden konuşmak zorunda kalıyor!

Sendikal sefalet örnekleri giderek çoğalıyor! Genel İş 1 No’lu Şube tutumuyla bunun üzerine tüy dikiyor. Tüm bunları açığa çıkaran ise sınıfın kendi dili olan direniş oluyor…