Mesele “revir işletme meselesi” değil sana nefes aldıran doktorları sindirmek istiyorlar. Sen hala anlamadın mı?
Geçtiğimiz Haziran'da yaşanan, yedi arkadaşımızın polis şiddetiyle katledildikleri, yüzlerce arkadaşımızın sakat kaldığı, onlarcasının onarılmaz bir şekilde uzuvlarını kaybettiği 10 yıllık AKP iktidarının ve politikalarının gerek Ortadoğu gerek ABD gerekse AB başta olmak üzere bütün dünya kamuoyunda karizmasının bariz bir şekilde çizildiği “Gezi/Haziran Direnişini” yankılarını bulmaya devam ediyor.
Yukarda saydığımız bir çok olumsuzluğa karşın '90’lı yıllardan sonra üzerine ölü toprağı sepilmişçesine kımıldamayan/kımıldatılamayan toplumsal muhalefetin bütün farklılıklarına rağmen ve en umulmaz denilen kesimleri başta olmak üzere hızla politize olduğu bir sürecinden geçiyoruz.
Sermaye ve yanlıları yaptıklarından, söylediklerinden ve uyguladıkları polis şiddetinden pişman olmak şöyle dursun siyasal aklını kaybetmişçesine kendisine muhalif gördüğü bütün odaklara saldırısını sürdürmeye devam ediyor.
Önce insanlar sokak ortasında katlediliyor, sonrasında onların sesini duyurmaya çalışanlar gözaltı tutuklama furyası ile bastırılmaya çalışılıyor, katlettiği insanların hukuk mücadelesine dahi kendi yazdıkları anayasayı çiğnemekten imtina etmeksizin saldırıyorlar. Bütün bunlar yetmezmiş gibi “Gezi bir daha asla” dercesine Gezi’yi vareden bütün odakları ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.
Haziran Direnişi'ne katılanları önce gözlemliyor, daha sonra yaş / medeni durum / sosyo ekonomik durum / askerlik durumu / eğitim durumu / mezhepsel durum / ırksal özellikler gibi sınıflıyor. Yıllarca kendi Kürdünü kendi Alevisini imal etmeye çalışan toplum mühendisliğini aratmayan politikaları yetmezmiş gibi çapsız bir sosyologluğa soyunuyorlar.

Haziran İsyanı'nı ele alan tabloya baktıklarında ilk ele aldıkları 18-25 arası genç kuşak oluyor. Üniversite öğrencisi, üniversiteyi şu ya da bu nedenden ötürü uzatmış ya da zorunlu askerlik denilen belayı öteleyebilmek için açık öğretim fakültelerinde okuyan /okuyor gözüken kesimler hedefe çakılıyor. Hemen ardından üniversitelerin en az 6 yılda bitirilmesi yasası konuşulur oluyor. Akabinde askerlik denetimlerinin sıkıya alınacağı bedelli askerlik safsataları gündeme geliyor. Zaten yaştan ya da bitirmekten yana sıkıntı olmayan kesimler de çeşitli idari ceza ya da fişleme gibi uygulamalara maruz kalıyor. Basit gibi görünebilir ancak üniversiteyi uzatan ya da zorunlu askerlik belasına maruz kalmak istemeyenlerin sayısı bugün 1 milyon kişiyi buluyor. Bu kesimler bu politikalar çerçevesinde ehlileştirilmiş olursa “Gezi bir daha asla” hayalleri bir nebzede olsa gerçekleşmiş oluyor.
Bunlar hayata geçiriliyor ardından internet yasakları alıp başını gidiyor. İlmek ilmek fişleyip “suç oluşmadan önleme” adı altında despotik faşist sanal bir tecrit uygulanmaya konuluyor.
Gezi / Haziran öyle karizmaları çizmiş olacak ki, böbürlene böbürlene söyledikleri aslında varlığıyla yokluğu bir olan yüzde 50’lik tabanlarının bile kafaca olmasa bile vicdanen hiç ummayacakları kesimlere saldırılıyor şu günlerde. Kimlere mi? Gezi/Haziran olaylarında kurdukları çadırlarda, kafelerde, sokak ortasında karşılaşılan polis şiddetinden zaran gören insanlara sağlık hizmeti veren sokaklarda barikat arkalarında beyaz önlükleriyle ellerinde talcidlerle, sütlerle dolaşan sağlık emekçisi doktorlara saldırılıyor. Gerekçeleri ne? Tabii ki para?
Haziran İsyanı sırasında “kayıt dışı revir işletmek”!.. Bir an insanın aklından “KDV'sini verelim de insanlığınızdan utanın” demek geçmiyor değil hani. Kendi kafaları fikirleri zikirleri büsbütün yağmadan, talandan, çalmaktan çırpmaktan özelleştirmekten, açlığa/yoksulluğa sefalete mahkum edip kendi 'ayakkabı kutuları'nı doldurmaya çalıştığından olsa gerek sokak ortasından o zehirli gaz atmosferinin içerisinde karşılaştıkları polis şiddeti sonucunda kan revan içerisinde kalan insanlara bir nebze olsun nefes aldıran, yaralarını saran emektar sağlık çalışanlarına sergiledikleri bu insani sorumluluktan ötürü “kayıt dışı” para kazandınız, “kayıt dışı revir işlettiniz” diyerek hesap sormaya çalışıyorlar.
Olmadığından adımız gibi eminiz ama Gezi/Haziran eylemlerinde sokakta sağlık hizmeti veren sağlık emekçileri ceplerinde ki 3-5 kuruşu bir ayakkabı kutusuna koyup iktidara postalasalar yok demeyecek kadar midesiz olan siyasal iktidar ve baskı mekanizmalarının yürütücüleri şimdi de Türk Tabipler Birliği ve Ankara Tabip Odası’nın seçimle işbaşına gelen yönetimini mahkeme kararıyla yönetimden alarak onlarca insanın bugün yaşamını sürdürmesine vesile olan o sağlık emekçilerinin onurlu duruşuna kara çalmak istiyorlar.
Kurulan revirlerin kayıtlı olması bir yana, işletilmesi deyince Gezi Parkına üzerinde “Kapitalizm Gölgesini Satamadığı Ağacı Keser” yazılı o tarihi pankart geliyor hemen aklımıza. Bunlar ceplerine giren yolsuzlukla götürdükleri paranın hesabını vermek şöyle dursun, ceplerine girmeyen üstelik ortalıkta öyle bir şeyin olmadığı paranın hesabını sormaya kalkıyorlar. Aslında kendileri de çok iyi biliyorlar o revirlerde kendilerinin iktidarlık süresi boyunca yapmakta “ustalaştıkları” bir işletmecilik zihniyeti olmadığı. Neresinden tutsan elinde kalan siyasal iktidar ve hempalarının asıl hedefleri kendi politikalarını protesto eden, haklarını sokakta arayan ve “meselenin üç beş ağaç” olmadığının bilincinde olan, Geziyi/ Haziran'ı vareden eylemcilere derman olan başta TTB ve ATO yöneticileri olmak üzere tıp öğrencileri de dahil sağlık emekçilerini bu yolla sindirmek!...
TTB ve ATO “Gezi Bir Daha Asla” politikaları ile türetilen ve kendilerine yöneltilen bu baskı politikalarına karşı 15 Şubat 2014 Cumartesi Günü saat 12.00’de Güvenpark’ta bir basın açıklaması gerçekleştirecek.
Başta Alınteri okurları olmak üzere Ankara sokaklarını Haziran ayında yeşerten bütün direnç çiçeklerini ATO’yu ve TTB’yi sahiplenmeye ve gerçekleştirilecek olan basın açıklamasına destek vermeye çağırıyoruz.
Mesele “revir işletme meselesi” değil sana nefes aldıran doktorları sindirmek istiyorlar. Sen hala anlamadın mı?