Ekvador'da kızıl med-cezir

GÜNCEL
Salı, 5 Aralık 2006 (19 yıl 10 ay önce)

Latin Amerika'yı silip süpüren, Peru ve Meksika’da denenen kızıl med-cezir bu hafta da Ekvador'da hatırı sayılır bir başarı kaydetti. Genç, zeki, Amerika eğitimli bir ekonomist ve eski maliye bakanı olan Rafael Correa'nın önemli seçim zaferi, Latin Amerika'nın "ikinci bağımsızlığı"nı arayan ve onun için yanıp tutuşan Hugo Chavez'in Venezüella'sı ve onun Bolivar devrimi için bir zafere daha işaret etti. Correa Chavez'e katıldı, Bolivya'da Evo Morales ve Küba'da Fidel Castro kıta için bir "umut ekseni" oluşturdular. Correa, Ekvador'un ABD kökenli serbest ticaret alanına katılımını daha fazla sürdürmeyeceğine, Manta'daki ABD askeri üssünü kapatacağına ve OPEC olarak bilinen petrol ihraç eden ülkeler örgütüne katılacağına söz verdi.

Latin Amerika'daki ABD eğitimli akademisyenlerden farklı olarak Correa ikna kabiliyeti yüksek bir ekonomist. Correa, küresel dünyanın neoliberal ekonomisinin samimi ve sözünü esirgemez eleştiricisi ve sözümona Washington mutabakatı diye bilinen, son 20 yılda Latin Amerika'ya kendi ideolojisini empoze etmeye çalışan oluşumun karşısında duran birisi. Kolayca bir Caudillo (Faşist Franco’nun ünvanı, şef –nba) ya da bir popülist olarak damgalanıp safdışı edilemez ama anlamsız ve bağnazca aşırı sağ kanat milyonerlerinden rakibi Alvaro Noboa'nın son derece gülünç bir biçimde verdiği seçim rüşvetlerinin kendisinin önünü kesmesinden zekice hamlelerle kurtuldu.

Şimdiye kadar iki aday da, çarpıcı bir şekilde verili parti sisteminin dışında bir duruş aldılar. Correa'nın zaferi Ekvador'un geleneksel siyasetinde deprem niteliğinde patlamalar olacağının işaretini verdi bile. Son 10 yılda, halkça benimsenen popüler gösteriler silsilesi, askeri darbeler ve geçici hükümetler Ekvador siyasetinde bir takım değişimler olacağını gösteriyordu. Benzer dönüşümler, bürokratik yetersizlik ve yolsuzluğun eski düzeninin çökmesini hızlandıran Venezüella ve Bolivya’da da yaşandı. Lidersiz ve demoralize olmuş, motivasyonunu kaybetmiş bir muhalefetten başka bir şey kalmamıştı. Chavez ve Morales gibi Correa da yerli çoğunluğa daha fazla temsiliyet ve ses verecek olan birleşik bir meclis kurmaya hızlı ve emin adımlarla ilerleyecektir.

Latin Amerika yerli halkındaki siyasi patlama son yılların en çarpıcı gelişmesi olmuştu. Birbirlerinden çok farklı olan ulusal toplulukları -Amazon bölgesindeki halkın Andea yaylasındaki halktan çok farklı olması gibi- harekete geçirmek ve hangi beyaz toplulukların birleşeceğine karar vermek son derece zor bir görev olmuştur. Bu, Ekvador'da çok güçlü olan yerli halk hareketi, bir keresinde Chavez'in jargonuyla konuşan bir önceki başkan Lucio Gutierrez zamanında hatırı sayılır bir yatırım olmuştu. Gutierrez, verdiği sözleri ve vaatleri tutmayı başaramayınca, 2002 yılında sokak protestoları sonucu koltuğunu kaybetmiş olsa da hala önemli bir desteğe sahip. Son seçimde aday olmasına izin verilmemişti ama ona verilecek oyların Correa'ya gitmiş olması son derece muhtemel. Seçimlerin istatistiki sonuçları ve araştırmalar ne tür detaylar bulursa bulsun, bu yılın başlarında Bolivya’da olduğu gibi Ekvador’da da halkçı bir dalganın oluşturulmasının, çok açık bir şekilde geri dönüşü imkansız bir güç/iktidar kaymasına işaret ettiği bir gerçek. 500 yıl önce Corets ve Pizarro tarafından durgunlaştırılan halklar, şu an beyaz sömürgeci göçmenlere karşı ayaklanmaya başlıyor.

Simon Bolivar, 18. yüzyılın başlarında yapılan bağımsızlık savaşları sırasında Kolombiya, Ekvador ve Peru seyahatlerinden sonra 1825 yılında izlenimlerini, "fakir ve zavallı yerliler tüm gerçekliğiyle kederli, üzüntülü bir bunalım içindeler. Onların hepsine elimden geldiğince yardım etmek isterim: Bu öncelikle bir insanlık meselesidir; ikinci olarak da, bu onların hakkıdır ve son olarak da, doğrusunu yapmak biraz masraflı ama çok değerlidir" şeklinde kaydetmiştir.

Son 200 yılda değişen çok fazla bir şey olmadı, ama Bolivar Devrimi, Chavez tarafından desteklenip benimsendi ki önce Morales ve şimdi de Correa da sorunları iyileştirmenin yolunu aramak için harekete geçtiler. Bolivar’ın anısını canlandırarak, ikinci kez bağımsızlık için barışçıl bir mücadelenin yollarını arıyorlar. Eğer bu başarılırsa, Latin Amerika’nın bütün yüzü değişecek.

Richard Gott
(Hugo Chavez ve Bolivar Devrimi adlı kitabın yazarı)
Guardian / 28 Kasım 2006


İlgili kayıt: Bush Ekvador’da da kaybetti


CHAVEZ SOLU

Küreselleşme karşıtlarından ABD düşmanlarına, liberal sistemi reddedenlerden romantik sosyalistlere kadar (Türkiye'de bunlara AB karşıtlarını da ekleyebilirsiniz) geniş bir cephenin kahramanı, hatta yaşayan efsanesi olan Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez bir kez daha kazandı.
Böylece Latin Amerika'da son bir yılda seçime giden 11 ülkeden 8'inde sandıktan solcular çıktı: 4'ünde (Venezuela, Bolivya, Ekvator ve Nikaragua) radikal solcular, 4'ünde (Şili, Brezilya, Peru ve Kosta Rika) sosyal demokratlar...
Bir başka deyişle, ABD'nin "Arka bahçesi" Latin Amerika'da Bush yönetimi 83 yenik durumda.
Hatta, 47 yıldır sosyalist rejimle yönetilen Küba'yı, sol politikalar izleyen Uruguay, Arjantin ve benzerlerini de eklersek, kıtanın toplam 19 ülkesinden 11'i renk yelpazesinin pembeden başlayıp kızıla kadar giden tarafında yer alıyor.
Peki ama "Neoliberal kapitalizm, kapitalist çılgınlığın son aşamasıdır" diyen, "21'inci yüzyıl sosyalizmi"ni inşa ettiğini söyleyen Chavez gerçekten solcu mu?
Kabul; toprak reformuyla "Seçkin" sınıfın elindeki arazilerin bir kısmını yoksul köylülere dağıttı.
Kabul; temel maddelerin piyasadan yüzde 30 ucuza satıldığı market zinciri kurarak halkın geçim sıkıntısını biraz hafifletti.
Kabul; köylere, gecekondu semtlerine binlerce okul ve dispanser yaptırdı. Castro rejimine günde 92 bin varil bedava petrol karşılığı Küba'dan getirttiği 30 bin doktor ve öğretmenin desteğiyle takdire değer bir eğitim ve sağlık kampanyası yürütüyor.
Ama bunlar Chavez'in iddia ettiği gibi Venezuela'yı sosyalizme mi götürüyor? Ya da onun çok sık tekrarladığı bir sloganla ve 1998'den beri değişmeyen seçim vaadiyle ifade edersek, "Kapitalizmin yapısını değiştirmek" hedefinin altyapısını mı hazırlıyor?

Vitrinin arkasında ne var?
Hayır. Bakmayın Chavez'in devrimci söylemlerine. 8 yıllık iktidarında ne ekonominin yapısına ve zenginlere dokundu, ne mülkiyet haklarını kısıtlamaya kalktı. Tam tersine kapitalizm, neoliberalizm Venezuela'da hiçbir zaman bu kadar güçlenmedi, hiçbir zaman bugünkü gibi "Altın çağ" yaşamadı.
İşte birkaç örnek: Venezuela'da bu yıl satılan otomobil sayısı 300 bini geçti. Geçen yılın iki katı. Bu 300 bin otomobilin üçte birinden fazlasını Hummer gibi lüks cipler oluşturuyor. Acenteler "Talebi karşılayamamak"tan yakınıyorlar. Başkent Caracas ve diğer büyük kentlerde inanılmaz bir lüks konut patlaması yaşanıyor. O kadar ki, bazı semtlerde emlak fiyatları Manhattan'ı bile geçti. Ayrıca binlerce Venezuelalı ikinci konut olarak nereye yatırım yapıyorlar dersiniz? Miami'ye! Viski ve pahalı şarap ithalatı rekor üstüne rekor kırıyor. Bankacılar hayatlarında bu kadar çok kar etmediklerini söylüyorlar. Chavez'in kurmayları bile "Sosyalizmi değil burjuva sınıfını güçlendirdiklerini" itiraf ediyorlar. Hatta bazıları "Dünya tarihinin ilk sanal devrimini yapıyoruz" diye alay bile ediyorlar.
Tabii zenginler ve işverenler bu iyiliğin altında kalmadılar: Küçümsemelerine, hatta nefret etmelerine rağmen Chavez'e oy verdiler!
Biz de benzer süreçten geçmiştik. 1970'lerin ikinci yarısında. Ecevit zamanında. Türkiye'de sermaye birikimi hiçbir zaman Ecevit'in o iktidar dönemindeki düzeye ulaşmadı. İşveren sınıfı hiçbir zaman o dönemdeki kadar zenginleşmedi. Hatta "Her patronun dolabında bir Ecevit heykeli var" deniyordu o dönemde...
Diyeceğimiz o ki, görünüşe aldanmayın, söylemlere de hemen kanmayın.

Erdal Şafak/Sabah - 5 Aralık 2006