Gül'ün adaylığı ve siyasal pozisyonlar

Gül'ün adaylığı egemenlerden beklenen tepkiler aldı. Solda ise 14 Nisan sendromu devam ediyor...

GÜNCEL
Çarşamba, 25 Nisan 2007 (19 yıl 6 ay önce)

AKP Hükümetinin cumhurbaşkanı adayı olarak Abdullah Gül'ü belirlemesinin yankıları beklendiği gibi oldu. TÜSİAD, TİSK, İSO gibi işbirlikçi tekelci burjuvazinin ağırlıklı kesimi, AB, Gül'ün cumhurbaşkanı olmasına “koşullu destek” verdi.

İşbirlikçi burjuvazinin ağırlıklı kesimlerinin tutumu, “bırakın türbanı filan da karlarımıza, emperyalist projeler çerçevesinde bölge gücü olarak konumlanışımıza, neoliberal yeniden yapılanmamıza bakalım” biçiminde özetlenebilir.

Genelkurmay ise “Sözde değil özde cumhurbaşkanı” mesajını tekrarlayarak ikircikli tutumunu sürdürdü. Bu bilindiği gibi, irtifa kaybı kaygısı içindeki ordunun, krizdeki rejim ve resmi ideolojiyi, kırmızı çizgilerini koruma ve pekiştirme çabasının, “cumhurbaşkanlığı savaşları”ndaki sloganıydı. İşbirlikçi ordu, “sivil” uzantıları ve 14 Nisan psikolojik harekatı üzerinden sürece müdahale etmeye çalışıyor.

Ordunun “sivil” uzantısı olarak hareket eden, kendilerine “ulusalcı-laik güçler” diyen şoven kesimler, 14 Nisan mitinginde tüm dikkatlerini Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığını engellemekte toplamışlardı. AKP Hükümetinin Gül'ü aday çıkarmak hamlesiyle kısa bir şaşkınlık yaşadıktan sonra, şimdi gerilimi yeniden tırmandırmaya çalışıyorlar.

Gül'ün adaylığı açıklandıktan sonra Ankara'da Türk bayrakları ile Çankaya Köşkü'nün önünde toplanmak isteyen gruplar oldu. Bilindiği gibi, “Tehlikenin farkında mısınız (rejim elden gidiyor)” kampanyasının mühendislerinden İlhan Selçuk, “ordu darbeyle engellemezse Çankaya Köşkünün kuşatacak halk ordusu engeller” türünden Ukrayna ve Gürcistan'daki turuncu darbelerden esinlenen çağrılar yapmıştı. 14 Nisan mitinginin darbe çığırtkanlığı kürsüsünden de, Tuncay Özkan da, Genelkurmay'ın gönlünden geçirse de dillendiremeyeciği postalcı şahinlerin sözcülüğünü yapmıştı: “Ordu yapmazsa -rejimi savunmak için- halk kendi ordusunu kurar!”

14 Nisan psikolojik harekatçıları, 29 Nisan'da bir gövde gösterisi daha yapmaya çalışacaklar. CHP ile ikili oynayarak bu dumanlı havadan sebeplenmeye çalışan DYP-ANAP ise, bu süreçten yüklerini tutmanın burjuva politikasını yapıyorlar. Dertleri, gerçek efendileri olan işbirlikçi tekelci burjuvazinin ağırlıklı kesiminin onayını alan Gül'ün cumhurbaşkanı olmasını engellemekten çok, seçim yatırımı yapmak, genel seçimlerden çıkması olası bir koalisyondan koltuk kapmak.

FİL TEPİŞMESİNDE ÇİMEN DE PİYON DA OLMAYACAĞIZ


İşbirlikçi burjuvazi içindeki ve ordu ile hükümet arasındaki güç ve iktidar mücadeleleri, kitleleri birbirine karşı yedekleyip, kitlelerin tepkilerini ve özlemlerini istismar ederek, çarpıtarak, kitleleri kitlelerin gerçek sınıfsal talep ve gereksinmelerini boğazlayıp ezerek sürdürülüyor.

İşbirlikçi burjuva “rejim savaşları”nın tüm aktörleri; neoliberaller, islami kılıklı sermaye, postal yanlısı “statükocular”, kitleleri aldatıp bölme politikaları ile gerilimi tırmandırıyorlar. Her “kitleleri en iyi kim aldatır, en iyi kim sömürür, en iyi kim ezer, en iyi işbirlikçiliği kim yapar” taktik savaşının belli bir noktasında da uzlaşıp “işlerine bakıyorlar”. Sonra kaldığı yerden devam ediyor işbirlikçi burjuva güç ve iktidar savaşları, kitlelerin boğuntuya getirilen gerçek talep, gereksinme ve özlemlerin üstüne basa basa.

SINIFA KARŞI SINIF


Bu arada 14 Nisan sonrasında kafası iyice karışan sol da, yalpalayıp duruyor.

Dün, Gül'ün adaylığı açıklandıktan sonra, Ankara'da AKP Çankaya binasının önünde, SHP, Yurtsever Cephe, Halk Evleri, Öğrenci Kolektifleri, Pir Sultan Abdal Derneği, KESK'in yer aldığı, ESP'nin de destek verdiği bir basın açıklaması yapıldı. “Amerikancı, neoliberal, gerici Cumhurbaşkanı istemiyoruz?” pankartı taşındı.

KESK Ankara şubeler platformu sözcüsünün okuduğu basın açıklamasında, Abdullah Gül'ün “Halkı temsil etmediği, neoliberalizmin, neoliberal sermayenin, gericiliğin adayı olduğu” vurgulandı. Bunlar Gül'ün cumhurbaşkanlığı adaylığını ve AKP Hükümeti'ni teşhir ve protesto etmek için ilk elde söylenebileceklerin en azıdır.

Ancak açıklamada 14 Nisan psikolojik harekatıyla hiçbir sınır çekilmemesi, dikkat çekti. Neoliberalizm ve gericilik bahsinde, bunların başlıca sorumlularından ordunun, MGK'nın, kontrgerillanın teşhir ve protesto edilmemesi, açıklamayı yapanların 14 Nisan sendromundan kopamadıkları izlenimini verdi.

Açıklamanın, işbirlikçi tekelci burjuvazinin egemenliği, işbirlikçi burjuva-gerici siyaset mekanizması, 12 Eylül Anayasası, MGK ve mevcut seçim sistemi ile Gül benzeri cumhurbaşkanlarından farklı bir şey çıkması mümkünmüş gibi, MGK ve Anayasayı bile hedef alamaması ilginçtir.

Açıklama, örneğin 14 Nisan öncesi konuşmalarıyla Sezer ve Büyükanıt'ın “emperyalizm işbirlikçisi, neoliberalizm ve gericilik yanlısı” olarak görülüp görülmedikleri konusunda da susmayı tercih etmektedir. Bu yönüyle açıklama KESK, TMMOB ve TTB'nin dünkü gazete ilanlarındaki “Biz gericilik ve gericiliğin beslendiği 12 Eylül uygulamalarının devamından yana olanlar arasında bir tercih yapmayacağız. Başta 12 Eylül olmak üzere bütün darbelerin öncelikli mağduru emekçiler ve halk olmuştur. Anti demokratik yönelimlerin karşısında olmak her demokratın öncelikli görevidir” sözlerinin bile gerisinde kaldı.

“Alternatif” yaratmak, 14 Nisan psikolojisine uyarlanarak; AKP'ye, dinci-gericiliğe ve neoliberalizme tepki gösterirken, ordunun “sivil” siyaset mühendisliğinin ve psikolojik harekatlarının karşısında dikkatle susarak, çevresinden dolanmaya çalışarak mı olacak?

Solun kafa karışıklığı ve yalpalamaları, militan proleter sosyalist duruş yönünün ve 1 Mayıs'ta proleter sosyalist etkinin önemini yakıcılaştırıyor.