"14 Nisan solculuğu" ve Marksist duruş

Ardarda yaşanan mitingler, “sol”un kafa karışıklığını geriye doğru sabitliyor.

GÜNCEL
Pazartesi, 7 Mayıs 2007 (19 yıl 5 ay önce)

Tandoğan ve Çağlayan kontra mitinglerinin ardından Manisa, Çanakkale mitinglerinin de gerçekleşmesiyle “silahsız kuvvetler”in “bayrak yürüyüşleri”ne yeni halkalar eklendi.

Ardarda yaşanan mitinglerin bir etkisi de, “sol”un içerisinde bulunduğu kafa karışıklığının geriye doğru sabitlenmeye başlaması oldu.

Kafa karışıklığı, krizin seyrini tarihsel arka planı ve siyasal-sosyal temelleri, tarafların stratejik siyasal amaçları ve ortak karşıdevrimci karakterleri üzerinden çözümlemekten uzaklıkta, devler arası bir halı saha maçı gibi izlenmesinde ve tam da emekçi sınıfların içerisine çekilmek istendiği hortumun vakumuna girilmesinde kendisini ortaya koyuyor.

Kontra mitinglere ilişkin tamamen basit formel mantık yürüterek yapılan analizleri mealen toparlarsak: AKP, yüzde 25'lik oyuna dayanarak Cumhurbaşkanlığı postuna da oturmaya tevessül etti ve ılımlı İslam rejimi kurmaya cüret etti. Buna karşı CHP ve Genelkurmay, toplumsal basıncın etkisiyle harekete geçtiler. Genelkurmay verdiği muhtıra ile siyasal ortamda “28 Şubat'a benzer” bir hava yarattı. AKP ise kuyruğu dik tutmaya çalıştı. Ama kitleler, 14 Nisan'dan sonra bir kez daha 29 Nisan mitinginde sokaklara dökülerek rejim krizine yol gösterdiler. Böylelikle erken seçim yolu açılmış oldu.

Bu nasıl “perspektif?


Kontra mitingler konusunda en fazla yazan ve yukarıdaki analizlerin sahibi sendika.org'da yer alan “perspektif” ise, orta vadede rejimin “Türkiye'nin 27 Mayıs'ıyla İspanya'daki başarısız Albay Tejero darbelerinde yaşanan süreçlerin daha gerici versiyonları arasında gidip geleceği” yönünde.

Bu benzetmelere neden ihtiyaç duyuluyor? 27 Mayıs, bilindiği gibi, karşdevrimin iki kampı arasındaki çelişkinin zorla çözüldüğü, bunun “Ordu-millet elele” slogan ve eylemleri ile gerçekleştirildiği, dünyanın o dönemki koşullarıyla da bağlantılı olarak, emekçilerin, aydınların nispeten bir hareket alanı buldukları bir sınıflar arası güçler dengesinin ifadesi olan 1961 Anayasası'nın doğduğu bir siyasal ortamı ifade eder.

İspanya'daki Albay Tejero darbesi ise, 74-75'lerde sonu getirilen faşist Franco rejimini yeniden kurmak amacıyla '80'lerin başlarında parlamentoyu basan, ancak sonuç alamayan cuntacı bir girişimdir.

Sendika.org'un orta vadeye ilişkin yaptığı benzetme, tehlikelerle yüklü! Tehlikenin kaynağı ise, geldiği Devrimci Yol geleneğinin 27 Mayıs'a ve 1961 Anayasası'na ilişkin değerlendirmeleri ile birlikte, asıl, aynı geleneğin Marksizm-Leninizm'in evrensel tezlerini kendisi için bağlayıcı görmeyen ideolojik konumlanışı.

Sendika.org, kontra mitinglere katılan orta sınıf ve emekçi kitlelerin kafa karışıklığını kendi kafa karışıklığı haline getirmekle kalmıyor; pozisyonunu savunmak için üzerine bir de “sol liberaller” ile “dogmatik Marksizm malul kümeler” dediği komünistleri aynı kefeye koyarak, saldırıya geçiyor. Komünistlerin kontra mitingleri ile sınırlarını net olarak çekmekle kalmayıp bunu bizzat emekçi kitlelerin siyasal davranışı haline getirme çabasına karşılık, sendika.org, bu mitinglerde gösterilen tepkileri sıralıyor, bu tepkilerin sosyal nedenlerinin altını çizerek de bunların “tamamının 'sol' bir duyarlılık zeminine işaret” ettiğini belirtiyor.

Oportünizm Marksizmde dogmatizm görür!


Marksizm, elbette ki donmuş bir dogma değil, bir eylem kılavuzudur. Felsefeden ekonomi politiğe, teoriden siyasete, siyasetten örgütlenmeye, örgütlenmeden sınıf ve kitle eylemine ve sınıf mücadelesinin her cephesine olağanüstü bir devrimci devinimi taşıyan, Markizm ve onun taşıyıcısı proletarya devrimcilerinden başkası değildir.

Ama oportünizm, Marksizmde her zaman dogmatizmi görür. Bunun nedeni, oportünizmin toplumun tarihsel gelişim yasalarından, sosyalizmin bu gelişim yasalarından doğan kaçınılmazlığından hiçbir şey anlamaması, işçi sınıfının gelecek perspektifi yerine “an”ın teorisini ve taktiğini üretmesidir. O, görünenle, suyun yüzeyinde olanla, an'da baskın olanla yetinir ve politikasını “an”dan üretir. Felsefede olgucu, siyasette ve pratikte pragmatiktir. Kendiliğindenciliğin evrensel kuralını uygular: “Olan olması gerekendir!” Marksizmin sınıf mücadelesinde her zaman ilkesel tutumu esas almasını, her süreci ve sorunu tarih-dönem-gelecek bağlantısı içerisinde irdelemesini ve politika ve taktiklerini sınıf mücadelesinin ileriye taşınması perspektifiyle inşa etmesini o, dogmatizm ve şablonculuk olarak değerlendirir.

Sendika.org'un bütün bir rejim krizinden, onun geldiği evreden çıkardığı sonuç ve “halkın gerçek demokrasisinin işlemesi” adı altında emekçilere yaptığı çağrının buram buram parlamenterizm kokmasının nedeni tam da budur. Nedir sendika.org'un çözümü?
1) Erken seçimin barajsız ve yasaksız olarak yapılması, 2) Siyasal ve demokratik örgütlenmeler üzerindeki tüm baskıların kaldırılması, 3) Yeni ve demokratik bir Anayasanın hazırlanması ve bu sürece halkın aktif katılım kanallarının oluşturulması.
Marksistler, oportünizmin kendilerine yönelttiği “dogmatizm” saldırısından tarih boyunca onur duyarlar. Bunu, ideolojik, siyasal, taktiksel planda çektikleri kırmızı çizgilerin bir doğrulanması sayarlar. Pek ya oportünizm de Marksizmin kendisini karanlıkta dahi teşhis edebildiğini farkında mıdır?

Bağlantılı kayıtlar:
- "14 Nisan solcuğu" ve 2. Enternasyonal
- 27 Nisan muhtırası için "sol" ne diyor? -I